Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- happy (adj) — mutlu
She felt happy when she heard the good news. — İyi haberi duyunca mutlu oldu.
- excited (adj) — heyecanlı
The kids were excited about the trip. — Çocuklar gezi için heyecanlıydı.
- relieved (adj) — rahatlamış
He felt relieved after the exam was over. — Sınav bitince rahatladı.
- proud (adj) — gururlu
Her parents were proud of her achievement. — Ailesi başarısıyla gurur duydu.
- grateful (adj) — minnettar
I'm grateful for your help. — Yardımın için minnettarım.
- content (adj) — memnun, tatmin olmuş
He seems content with his simple life. — Basit hayatından memnun görünüyor.
- confident (adj) — kendine güvenen
She felt confident about the presentation. — Sunum konusunda kendine güveniyordu.
- hopeful (adj) — umutlu
We remain hopeful about the future. — Gelecek konusunda umutluyuz.
- delighted (adj) — çok memnun
I was delighted to see you again. — Seni tekrar gördüğüme çok sevindim.
- calm (adj) — sakin
Try to stay calm during the interview. — Mülakat sırasında sakin kalmaya çalış.
- sad (adj) — üzgün
He felt sad after saying goodbye. — Veda ettikten sonra üzüldü.
- angry (adj) — kızgın
She got angry when he was late again. — O yine geç kalınca kızdı.
- anxious (adj) — kaygılı
I feel anxious before big exams. — Büyük sınavlardan önce kaygılanırım.
- frustrated (adj) — sinirlenmiş, bunalmış
He was frustrated by the slow internet. — Yavaş internetten dolayı sinirlendi.
- jealous (adj) — kıskanç
She felt jealous of her sister's success. — Kız kardeşinin başarısını kıskandı.
- embarrassed (adj) — utanmış
I was embarrassed when I forgot his name. — İsmini unutunca utandım.
- bored (adj) — sıkılmış
The students were bored during the long lecture. — Öğrenciler uzun ders sırasında sıkıldı.
- nervous (adj) — gergin
He was nervous before his job interview. — İş görüşmesinden önce gergindi.
- disappointed (adj) — hayal kırıklığına uğramış
We were disappointed with the service. — Hizmetten dolayı hayal kırıklığına uğradık.
- overwhelmed (adj) — bunalmış
She felt overwhelmed by all the tasks. — Tüm görevlerden dolayı bunaldı.
- kind (adj) — nazik, iyi kalpli
My neighbor is always kind to everyone. — Komşum herkese karşı hep naziktir.
- generous (adj) — cömert
He's generous with his time and money. — Zamanı ve parası konusunda cömerttir.
- honest (adj) — dürüst
She's known for being honest with people. — İnsanlara karşı dürüst olmasıyla tanınır.
- patient (adj) — sabırlı
A good teacher must be patient. — İyi bir öğretmen sabırlı olmalıdır.
- reliable (adj) — güvenilir
He's a reliable friend who never lets you down. — Seni asla yüzüstü bırakmayan güvenilir bir arkadaştır.
- outgoing (adj) — dışa dönük, sosyal
She's outgoing and makes friends easily. — Dışa dönüktür ve kolayca arkadaş edinir.
- humble (adj) — alçakgönüllü
Despite his success, he stayed humble. — Başarısına rağmen alçakgönüllü kaldı.
- ambitious (adj) — hırslı, azimli
She's ambitious and wants to start her own business. — Hırslıdır ve kendi işini kurmak istiyor.
- cheerful (adj) — neşeli
He has a cheerful personality. — Neşeli bir kişiliği var.
- easy-going (adj) — rahat, uyumlu
My roommate is easy-going and never complains. — Ev arkadaşım rahattır ve hiç şikayet etmez.
- selfish (adj) — bencil
It was selfish of him not to share. — Paylaşmaması onun bencilliğiydi.
- stubborn (adj) — inatçı
She's too stubborn to admit her mistake. — Hatasını kabul edemeyecek kadar inatçı.
- lazy (adj) — tembel
He's too lazy to clean his room. — Odasını temizleyemeyecek kadar tembel.
- arrogant (adj) — kibirli, kendini beğenmiş
Nobody likes his arrogant attitude. — Kimse onun kibirli tavrını sevmiyor.
- rude (adj) — kaba
It's rude to interrupt someone. — Birinin sözünü kesmek kabalıktır.
- dishonest (adj) — dürüst olmayan
He lost his job for being dishonest. — Dürüst olmadığı için işini kaybetti.
- impatient (adj) — sabırsız
She's impatient and hates waiting in line. — Sabırsızdır ve sırada beklemekten nefret eder.
- moody (adj) — değişken ruh halli
He's moody in the mornings. — Sabahları ruh hali değişkendir.
- careless (adj) — dikkatsiz
The careless driver caused an accident. — Dikkatsiz sürücü bir kazaya sebep oldu.
- shy (adj) — utangaç
She's too shy to speak in public. — Toplum önünde konuşamayacak kadar utangaç.
- feel (v) — hissetmek
How do you feel about the decision? — Karar hakkında ne hissediyorsun?
- worry (v) — endişelenmek
Don't worry, everything will be fine. — Endişelenme, her şey yoluna girecek.
- calm down (v) — sakinleşmek
Take a deep breath and calm down. — Derin bir nefes al ve sakinleş.
- cheer up (v) — neşelenmek
Cheer up, things will get better. — Neşelen, işler düzelecek.
- get upset (v) — üzülmek
Please don't get upset over small things. — Lütfen küçük şeylere üzülme.
- appreciate (v) — değer vermek, takdir etmek
I really appreciate your support. — Desteğine gerçekten değer veriyorum.
- regret (v) — pişman olmak
I regret not calling her back. — Onu geri aramadığım için pişmanım.
- trust (v) — güvenmek
You can trust him with your secrets. — Sırlarınla ona güvenebilirsin.
- comfort (v) — teselli etmek
She tried to comfort her crying friend. — Ağlayan arkadaşını teselli etmeye çalıştı.
- admire (v) — hayranlık duymak
I admire people who never give up. — Asla pes etmeyen insanlara hayranlık duyarım.
- mood (n) — ruh hali
She's in a good mood today. — Bugün ruh hali iyi.
- emotion (n) — duygu
It's hard to hide your emotions sometimes. — Bazen duygularını gizlemek zordur.
- attitude (n) — tutum, tavır
His positive attitude helps the whole team. — Onun olumlu tutumu tüm takıma yardımcı olur.
- personality (n) — kişilik
They have very different personalities. — Çok farklı kişilikleri var.
- behaviour (n) — davranış
His behaviour changed after the promotion. — Terfi ettikten sonra davranışı değişti.
- sense of humour (n) — espri anlayışı
He has a great sense of humour. — Harika bir espri anlayışı var.
- strength (n) — güçlü yön
Patience is one of her strengths. — Sabır onun güçlü yönlerinden biridir.
- weakness (n) — zayıf yön
Procrastination is my biggest weakness. — Erteleme en büyük zayıf yönüm.
- character (n) — karakter
A crisis reveals someone's true character. — Bir kriz, birinin gerçek karakterini ortaya çıkarır.
- first impression (n) — ilk izlenim
You never get a second chance to make a first impression. — İlk izlenim bırakmak için ikinci bir şansın olmaz.