Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- boil (v) — kaynatmak
Boil the pasta for ten minutes. — Makarnayı on dakika kaynat.
- fry (v) — kızartmak
Fry the onions until golden. — Soğanları altın rengi olana kadar kızart.
- grill (v) — ızgara yapmak
We grilled some vegetables for dinner. — Akşam yemeği için biraz sebze ızgara yaptık.
- bake (v) — fırında pişirmek
She baked a cake for his birthday. — Doğum günü için pasta pişirdi.
- roast (v) — kavurmak, fırında kızartmak
They roasted a chicken for Sunday lunch. — Pazar öğle yemeği için tavuk kızarttılar.
- steam (v) — buğulamak
Steaming vegetables keeps more nutrients. — Sebzeleri buğulamak daha fazla besin değeri korur.
- chop (v) — doğramak
Chop the vegetables into small pieces. — Sebzeleri küçük parçalara doğra.
- mix (v) — karıştırmak
Mix the flour and sugar together. — Unu ve şekeri birlikte karıştır.
- season (v) — tatlandırmak, baharatlamak
Season the meat with salt and pepper. — Eti tuz ve karabiberle tatlandır.
- marinate (v) — marine etmek
Marinate the chicken overnight. — Tavuğu bir gece boyunca marine et.
- appetiser (n) — aperatif, ön yemek
We started with a light appetiser. — Hafif bir aperatifle başladık.
- main course (n) — ana yemek
The main course was grilled salmon. — Ana yemek ızgara somondu.
- dessert (n) — tatlı
We shared a chocolate dessert. — Bir çikolatalı tatlı paylaştık.
- leftovers (n) — artan yemek
I had the leftovers for lunch today. — Bugün öğle yemeğinde kalan yemekleri yedim.
- takeaway (n) — paket yemek (İngiliz İng.)
We ordered a takeaway on Friday night. — Cuma gecesi paket yemek sipariş ettik.
- snack (n) — atıştırmalık
I had a small snack before dinner. — Akşam yemeğinden önce küçük bir atıştırmalık yedim.
- recipe (n) — tarif
Can you send me that recipe? — Bana o tarifi gönderebilir misin?
- ingredient (n) — malzeme
This soup has only five ingredients. — Bu çorbanın sadece beş malzemesi var.
- portion (n) — porsiyon
The portions here are quite large. — Buradaki porsiyonlar oldukça büyük.
- leftover pizza (n) — artan pizza
I had leftover pizza for breakfast. — Kahvaltıda artan pizzayı yedim.
- delicious (adj) — lezzetli
This soup is absolutely delicious. — Bu çorba kesinlikle çok lezzetli.
- bitter (adj) — acı (tat)
Dark chocolate can taste quite bitter. — Bitter çikolata oldukça acı tadabilir.
- sour (adj) — ekşi
This lemonade is a bit too sour. — Bu limonata biraz fazla ekşi.
- salty (adj) — tuzlu
The fries were too salty for me. — Patates kızartması benim için çok tuzluydu.
- spicy (adj) — baharatlı, acılı
I love spicy food, especially curry. — Baharatlı yemekleri, özellikle köriyi severim.
- bland (adj) — tatsız, yavan
The soup tasted a bit bland without salt. — Çorba tuzsuz biraz tatsız geldi.
- fresh (adj) — taze
These vegetables look really fresh. — Bu sebzeler gerçekten taze görünüyor.
- stale (adj) — bayat
The bread had gone stale overnight. — Ekmek bir gecede bayatlamıştı.
- rich (adj) — ağır, yoğun (yemek)
This chocolate cake is very rich. — Bu çikolatalı pasta çok ağır.
- savoury (adj) — tuzlu ve baharatlı (tatlı olmayan)
I prefer savoury snacks over sweet ones. — Tatlı atıştırmalıklara göre tuzlu olanları tercih ederim.
- reservation (n) — rezervasyon
I'd like to make a reservation for two. — İki kişilik bir rezervasyon yapmak istiyorum.
- menu (n) — menü
Could we see the menu, please? — Menüyü görebilir miyiz, lütfen?
- waiter (n) — garson (erkek)
The waiter recommended the fish. — Garson balığı önerdi.
- bill (n) — hesap
Can we have the bill, please? — Hesabı alabilir miyiz, lütfen?
- tip (n) — bahşiş
We left a generous tip. — Cömert bir bahşiş bıraktık.
- order (v) — sipariş vermek
We ordered two coffees and a cake. — İki kahve ve bir pasta sipariş ettik.
- book a table (v) — masa ayırtmak
We booked a table for eight o'clock. — Saat sekiz için bir masa ayırttık.
- Could I have the menu, please? (exp) — Menüyü alabilir miyim, lütfen?
Could I have the menu, please? — Menüyü alabilir miyim, lütfen?
- Is this table free? (exp) — Bu masa boş mu?
Excuse me, is this table free? — Affedersiniz, bu masa boş mu?
- Enjoy your meal! (exp) — Afiyet olsun!
The waiter said, "Enjoy your meal!" — Garson, "Afiyet olsun!" dedi.
- diet (n) — diyet, beslenme düzeni
She's on a low-carb diet. — Düşük karbonhidratlı bir diyet yapıyor.
- nutritious (adj) — besleyici
Spinach is very nutritious. — Ispanak çok besleyicidir.
- vegetarian (adj) — vejetaryen
He's been vegetarian for five years. — Beş yıldır vejetaryen.
- vegan (adj) — vegan
This restaurant has great vegan options. — Bu restoranın harika vegan seçenekleri var.
- allergic (adj) — alerjik
I'm allergic to peanuts. — Fıstığa alerjim var.
- balanced diet (n) — dengeli beslenme
A balanced diet includes fruit and vegetables. — Dengeli bir beslenme meyve ve sebze içerir.
- skip a meal (v) — öğün atlamak
I try not to skip meals during the week. — Hafta içinde öğün atlamamaya çalışırım.
- overeat (v) — aşırı yemek
We tend to overeat during holidays. — Tatillerde aşırı yeme eğilimindeyiz.
- craving (n) — aşırı istek, canı çekme
I have a craving for chocolate right now. — Şu anda çikolata canım çekiyor.
- cut down on (v) — azaltmak
I'm trying to cut down on sugar. — Şekeri azaltmaya çalışıyorum.
- frying pan (n) — kızartma tavası
Heat some oil in a frying pan. — Bir tavada biraz yağ ısıt.
- saucepan (n) — tencere
Boil the water in a saucepan. — Suyu bir tencerede kaynat.
- oven (n) — fırın
Preheat the oven to 180 degrees. — Fırını 180 dereceye önceden ısıt.
- knife (n) — bıçak
Be careful with that sharp knife. — O keskin bıçağa dikkat et.
- cutting board (n) — kesme tahtası
Chop the onions on the cutting board. — Soğanları kesme tahtasında doğra.
- whisk (n) — çırpıcı
Use a whisk to beat the eggs. — Yumurtaları çırpmak için bir çırpıcı kullan.
- blender (n) — blender
Put the fruit in the blender. — Meyveleri blendere koy.
- kettle (n) — su ısıtıcısı
I'll put the kettle on for tea. — Çay için su ısıtıcısını açacağım.
- microwave (n) — mikrodalga fırın
Just heat it up in the microwave. — Sadece mikrodalgada ısıt.
- fridge (n) — buzdolabı
Put the milk back in the fridge. — Sütü buzdolabına geri koy.