Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- living room (n) — oturma odası
We spend most evenings in the living room. — Çoğu akşamı oturma odasında geçiririz.
- hallway (n) — koridor, hol
There's a coat rack in the hallway. — Koridorda bir askılık var.
- attic (n) — tavan arası
We store old boxes in the attic. — Eski kutuları tavan arasında saklarız.
- basement (n) — bodrum katı
The washing machine is in the basement. — Çamaşır makinesi bodrum katında.
- balcony (n) — balkon
We have breakfast on the balcony in summer. — Yazın kahvaltıyı balkonda yaparız.
- study (n) — çalışma odası
He works from a small study at home. — Evde küçük bir çalışma odasından çalışıyor.
- landlord (n) — ev sahibi
We told the landlord about the leak. — Ev sahibine sızıntıdan bahsettik.
- tenant (n) — kiracı
The tenant moved in last week. — Kiracı geçen hafta taşındı.
- move house (v) — ev taşımak
We're moving house next month. — Gelecek ay ev taşıyoruz.
- rent an apartment (v) — daire kiralamak
They rented an apartment near the city centre. — Şehir merkezine yakın bir daire kiraladılar.
- sofa (n) — kanepe
We bought a new sofa for the living room. — Oturma odası için yeni bir kanepe aldık.
- armchair (n) — koltuk
He fell asleep in the armchair. — Koltukta uyuyakaldı.
- coffee table (n) — sehpa
The magazines are on the coffee table. — Dergiler sehpanın üzerinde.
- bookshelf (n) — kitaplık
Her bookshelf is full of novels. — Kitaplığı romanlarla dolu.
- wardrobe (n) — gardırop
I need a bigger wardrobe for my clothes. — Kıyafetlerim için daha büyük bir gardırobe ihtiyacım var.
- chest of drawers (n) — çekmeceli dolap
She keeps her socks in the chest of drawers. — Çoraplarını çekmeceli dolapta tutar.
- mattress (n) — yatak, şilte
We bought a new mattress last year. — Geçen yıl yeni bir şilte aldık.
- cushion (n) — yastık (dekoratif)
The cushions match the curtains. — Yastıklar perdelerle uyumlu.
- rug (n) — halı (küçük)
There's a small rug in front of the sofa. — Kanepenin önünde küçük bir halı var.
- shelf (n) — raf
Put the books back on the shelf. — Kitapları rafa geri koy.
- dishwasher (n) — bulaşık makinesi
The dishwasher is almost full. — Bulaşık makinesi neredeyse dolu.
- washing machine (n) — çamaşır makinesi
The washing machine broke down yesterday. — Çamaşır makinesi dün bozuldu.
- vacuum cleaner (n) — elektrikli süpürge
I need to buy a new vacuum cleaner. — Yeni bir elektrikli süpürge almam gerekiyor.
- fridge (n) — buzdolabı
There's nothing left in the fridge. — Buzdolabında hiçbir şey kalmamış.
- oven (n) — fırın
Preheat the oven before baking. — Fırında pişirmeden önce ısıt.
- kettle (n) — su ısıtıcısı
I'll boil some water in the kettle. — Su ısıtıcısında biraz su kaynatacağım.
- iron (n) — ütü
The iron is too hot for this fabric. — Ütü bu kumaş için çok sıcak.
- air conditioner (n) — klima
Turn on the air conditioner, it's hot. — Klimayı aç, hava sıcak.
- heater (n) — ısıtıcı
We use a small heater in winter. — Kışın küçük bir ısıtıcı kullanırız.
- smoke alarm (n) — duman alarmı
Check the smoke alarm batteries every year. — Duman alarmının pillerini her yıl kontrol et.
- do the laundry (v) — çamaşır yıkamak
I usually do the laundry on Sundays. — Genellikle Pazar günleri çamaşır yıkarım.
- hang out clothes (v) — çamaşır asmak
She hung out the clothes to dry. — Kurusun diye çamaşırları astı.
- iron clothes (v) — kıyafet ütülemek
He hates ironing clothes. — Kıyafet ütülemekten nefret eder.
- vacuum the carpet (v) — halıyı süpürmek
Could you vacuum the carpet today? — Bugün halıyı süpürebilir misin?
- dust the shelves (v) — rafların tozunu almak
I need to dust the shelves this weekend. — Bu hafta sonu rafların tozunu almam gerekiyor.
- wash the dishes (v) — bulaşık yıkamak
It's your turn to wash the dishes. — Bulaşık yıkama sırası sende.
- take out the rubbish (v) — çöpü çıkarmak
Don't forget to take out the rubbish. — Çöpü çıkarmayı unutma.
- make the bed (v) — yatak toplamak
I always make the bed in the morning. — Sabahları her zaman yatağı toparım.
- tidy up (v) — toplamak, düzenlemek
Let's tidy up before guests arrive. — Misafirler gelmeden önce toplayalım.
- mop the floor (v) — yer paspaslamak
She mopped the floor after dinner. — Akşam yemeğinden sonra yeri paspasladı.
- renovate (v) — tadilat yapmak
They renovated the kitchen last summer. — Geçen yaz mutfağı tadilat ettiler.
- repair (v) — tamir etmek
We need to repair the leaking tap. — Sızdıran musluğu tamir etmemiz gerekiyor.
- leak (n) — sızıntı
There's a leak under the sink. — Lavabonun altında bir sızıntı var.
- plumber (n) — tesisatçı
We called a plumber for the pipe. — Boru için bir tesisatçı çağırdık.
- electrician (n) — elektrikçi
An electrician fixed the wiring. — Bir elektrikçi kabloları düzeltti.
- paint the walls (v) — duvarları boyamak
We painted the walls a light blue. — Duvarları açık maviye boyadık.
- broken (adj) — kırık, bozuk
The window handle is broken. — Pencere kolu kırık.
- fix (v) — tamir etmek, düzeltmek
Can you fix this shelf for me? — Bu rafı benim için tamir edebilir misin?
- maintenance (n) — bakım
Regular maintenance keeps things working well. — Düzenli bakım her şeyi iyi çalışır durumda tutar.
- DIY (n) — kendin yap, evde tamirat
He loves DIY projects on weekends. — Hafta sonları evde yapılan tamirat işlerini sever.
- neighbour (n) — komşu
Our neighbour is very friendly. — Komşumuz çok samimi.
- furniture (n) — mobilya
We bought new furniture for the flat. — Daire için yeni mobilya aldık.
- cosy (adj) — rahat, sıcak (ev/oda)
Their apartment feels very cosy. — Daireleri çok rahat hissettiriyor.
- spacious (adj) — geniş, ferah
The kitchen is bright and spacious. — Mutfak aydınlık ve ferah.
- cramped (adj) — dar, sıkışık
The old flat felt too cramped for a family. — Eski daire bir aile için çok dar geliyordu.
- view (n) — manzara
We have a lovely view of the sea. — Denize harika bir manzaramız var.
- mortgage (n) — konut kredisi, ipotek
They're still paying off their mortgage. — Hâlâ konut kredilerini ödüyorlar.
- household chores (n) — ev işleri
We share the household chores equally. — Ev işlerini eşit olarak paylaşırız.
- move in (v) — (eve) taşınmak, yerleşmek
We moved in just before winter. — Kıştan hemen önce taşındık.
- housewarming party (n) — ev partisi (yeni eve taşınma)
They threw a housewarming party last week. — Geçen hafta bir ev partisi verdiler.