Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- try on (v) — (kıyafet) denemek
Can I try on this jacket? — Bu ceketi deneyebilir miyim?
- fitting room (n) — kabin, deneme odası
The fitting rooms are at the back. — Kabinler arkada.
- size (n) — beden, boyut
Do you have this in a larger size? — Bunun daha büyük bedeni var mı?
- fit (v) — (kıyafet) uymak, olmak
These shoes don't fit me well. — Bu ayakkabılar bana iyi olmuyor.
- aisle (n) — reyon, koridor (mağaza)
The snacks are in the third aisle. — Atıştırmalıklar üçüncü reyonda.
- shop assistant (n) — satış danışmanı
A shop assistant helped me find it. — Bir satış danışmanı bulmama yardım etti.
- browse (v) — göz atmak, gezinmek
I'm just browsing, thanks. — Sadece göz atıyorum, teşekkürler.
- in stock (adj) — stokta olan
Is this colour in stock? — Bu renk stokta var mı?
- out of stock (adj) — stokta olmayan
Unfortunately, this item is out of stock. — Maalesef bu ürün stokta yok.
- checkout (n) — kasa
The line at the checkout was long. — Kasadaki sıra uzundu.
- cash (n) — nakit
Do you accept cash or only cards? — Nakit mi yoksa sadece kart mı kabul ediyorsunuz?
- card reader (n) — kart okuyucu
The card reader wasn't working today. — Kart okuyucu bugün çalışmıyordu.
- receipt (n) — fiş, makbuz
Keep your receipt in case you need to return it. — İade edeceğin zaman gerekebileceği için fişini sakla.
- pay in installments (v) — taksitle ödemek
You can pay in installments for big purchases. — Büyük alışverişlerde taksitle ödeyebilirsin.
- contactless payment (n) — temassız ödeme
I always use contactless payment now. — Artık her zaman temassız ödeme kullanıyorum.
- change (n) — para üstü
Don't forget your change. — Para üstünü unutma.
- total (n) — toplam (tutar)
The total came to forty dollars. — Toplam kırk dolar tuttu.
- VAT / tax (n) — KDV / vergi
The price already includes VAT. — Fiyata KDV zaten dahil.
- How would you like to pay? (exp) — Nasıl ödemek istersiniz?
The cashier asked, "How would you like to pay?" — Kasiyer, "Nasıl ödemek istersiniz?" diye sordu.
- Cash or card? (exp) — Nakit mi kart mı?
"Cash or card?" the cashier asked. — Kasiyer "Nakit mi kart mı?" diye sordu.
- refund (n) — geri ödeme, iade
I'd like a refund for this item. — Bu ürün için geri ödeme istiyorum.
- exchange (v) — değiştirmek (ürün)
Can I exchange this for a different size? — Bunu farklı bir bedenle değiştirebilir miyim?
- return policy (n) — iade politikası
What's your return policy? — İade politikanız nedir?
- warranty (n) — garanti
This laptop has a two-year warranty. — Bu dizüstü bilgisayarın iki yıllık garantisi var.
- faulty (adj) — kusurlu, bozuk
I want to return this faulty item. — Bu kusurlu ürünü iade etmek istiyorum.
- keep the receipt (v) — fişi saklamak
Please keep the receipt for returns. — İadeler için lütfen fişi sakla.
- I'd like to return this. (exp) — Bunu iade etmek istiyorum.
I'd like to return this, it doesn't fit. — Bunu iade etmek istiyorum, olmuyor.
- Do you have the receipt? (exp) — Fişiniz var mı?
The assistant asked, "Do you have the receipt?" — Danışman, "Fişiniz var mı?" diye sordu.
- store credit (n) — mağaza kredisi (iade tutarı)
They offered store credit instead of a refund. — Geri ödeme yerine mağaza kredisi teklif ettiler.
- damaged (adj) — hasarlı
The package arrived damaged. — Paket hasarlı geldi.
- add to cart (v) — sepete eklemek
She added three items to her cart. — Sepetine üç ürün ekledi.
- checkout page (n) — ödeme sayfası
Fill in your address on the checkout page. — Ödeme sayfasında adresini doldur.
- shipping (n) — kargo, gönderim
Free shipping is included on this order. — Bu siparişte ücretsiz kargo dahil.
- delivery (n) — teslimat
Delivery usually takes three to five days. — Teslimat genellikle üç ile beş gün sürer.
- tracking number (n) — kargo takip numarası
You'll receive a tracking number by email. — E-posta ile bir kargo takip numarası alacaksın.
- out for delivery (adj) — dağıtıma çıkmış
Your package is out for delivery today. — Paketin bugün dağıtıma çıktı.
- online review (n) — online değerlendirme, yorum
I always check online reviews before buying. — Satın almadan önce her zaman online yorumlara bakarım.
- wishlist (n) — istek listesi
I added the shoes to my wishlist. — Ayakkabıları istek listeme ekledim.
- place an order (v) — sipariş vermek
I placed an order yesterday afternoon. — Dün öğleden sonra bir sipariş verdim.
- cancel an order (v) — siparişi iptal etmek
You can still cancel the order today. — Siparişi bugün hâlâ iptal edebilirsin.
- discount (n) — indirim
There's a 20% discount on shoes this week. — Bu hafta ayakkabılarda %20 indirim var.
- sale (n) — indirim, satış
The store is having a big sale. — Mağazada büyük bir indirim var.
- bargain (n) — kelepir, pazarlık ürünü
I found a real bargain at the market. — Pazarda gerçek bir kelepir buldum.
- expensive (adj) — pahalı
This restaurant is a bit too expensive for us. — Bu restoran bizim için biraz fazla pahalı.
- affordable (adj) — uygun fiyatlı
They sell affordable furniture online. — Online uygun fiyatlı mobilya satıyorlar.
- overpriced (adj) — fahiş fiyatlı
I think this bag is overpriced. — Bence bu çanta fahiş fiyatlı.
- price tag (n) — fiyat etiketi
The price tag was still on the jacket. — Fiyat etiketi hâlâ ceketin üzerindeydi.
- clearance sale (n) — tasfiye indirimi
Everything is half price during the clearance sale. — Tasfiye indiriminde her şey yarı fiyatına.
- budget (n) — bütçe
We have a small budget for gifts this year. — Bu yıl hediyeler için küçük bir bütçemiz var.
- worth it (adj) — değer, buna değer
The extra cost was definitely worth it. — Ekstra maliyet kesinlikle buna değerdi.
- customer (n) — müşteri
The shop was full of customers on Saturday. — Cumartesi günü mağaza müşterilerle doluydu.
- brand (n) — marka
She only buys clothes from this brand. — Sadece bu markadan kıyafet alıyor.
- mall (n) — alışveriş merkezi
We spent the afternoon at the mall. — Öğleden sonrayı alışveriş merkezinde geçirdik.
- department store (n) — büyük mağaza
You can find almost anything in that department store. — O büyük mağazada neredeyse her şeyi bulabilirsin.
- window shopping (n) — vitrin bakma
We went window shopping on Sunday. — Pazar günü vitrin bakmaya gittik.
- consumer (n) — tüketici
Consumers are becoming more careful with money. — Tüketiciler paraya karşı daha dikkatli oluyor.
- quality (n) — kalite
The quality of this fabric is excellent. — Bu kumaşın kalitesi mükemmel.
- second-hand (adj) — ikinci el
I bought a second-hand bike last week. — Geçen hafta ikinci el bir bisiklet aldım.
- impulse buy (n) — anlık alışveriş
That expensive jacket was an impulse buy. — O pahalı ceket anlık bir alışverişti.
- loyalty card (n) — sadakat kartı
I collect points with my loyalty card. — Sadakat kartımla puan biriktiriyorum.