Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- boarding pass (n) — biniş kartı
Please have your boarding pass ready. — Lütfen biniş kartınızı hazır bulundurun.
- check in (v) — check-in yapmak
We checked in two hours before the flight. — Uçuştan iki saat önce check-in yaptık.
- departure (n) — kalkış
Our departure was delayed by an hour. — Kalkışımız bir saat gecikti.
- arrival (n) — varış
The arrival time is 9 p.m. local time. — Varış saati yerel saatle 21.00.
- luggage (n) — bagaj
I lost my luggage on the last trip. — Son gezimde bagajımı kaybettim.
- carry-on (n) — el bagajı
She only travels with a carry-on. — Sadece el bagajıyla seyahat ediyor.
- customs (n) — gümrük
We had to go through customs at the airport. — Havaalanında gümrükten geçmemiz gerekti.
- security check (n) — güvenlik kontrolü
The line for security check was very long. — Güvenlik kontrolü için sıra çok uzundu.
- gate (n) — kapı (havaalanı)
Our gate number changed at the last minute. — Kapı numaramız son dakikada değişti.
- delayed (adj) — gecikmiş
Our flight was delayed by three hours. — Uçuşumuz üç saat gecikti.
- reception (n) — resepsiyon
Ask at reception for extra towels. — Fazladan havlu için resepsiyona sor.
- check-out (n) — çıkış (otel)
Check-out time is at noon. — Çıkış saati öğlen.
- vacancy (n) — boş oda
The hotel had no vacancies that night. — O gece otelde boş oda yoktu.
- book a room (v) — oda ayırtmak
We booked a room with a sea view. — Deniz manzaralı bir oda ayırttık.
- single room (n) — tek kişilik oda
I'd like a single room for two nights. — İki gecelik tek kişilik bir oda istiyorum.
- double room (n) — çift kişilik oda
Could you upgrade us to a double room? — Bizi çift kişilik odaya yükseltebilir misiniz?
- amenities (n) — olanaklar, imkanlar
The hotel offers great amenities like a pool. — Otel havuz gibi harika olanaklar sunuyor.
- complain (v) — şikayet etmek
We complained about the noisy room. — Gürültülü oda hakkında şikayet ettik.
- Do you have any rooms available? (exp) — Müsait odanız var mı?
Do you have any rooms available for tonight? — Bu gece için müsait odanız var mı?
- I'd like to check out, please. (exp) — Çıkış yapmak istiyorum, lütfen.
I'd like to check out, please. — Çıkış yapmak istiyorum, lütfen.
- turn left (v) — sola dönmek
Turn left at the next corner. — Bir sonraki köşede sola dön.
- turn right (v) — sağa dönmek
Turn right after the bridge. — Köprüden sonra sağa dön.
- go straight on (v) — dümdüz gitmek
Go straight on for two blocks. — İki blok boyunca dümdüz git.
- cross the street (v) — caddeyi karşıdan karşıya geçmek
Cross the street at the traffic lights. — Trafik ışıklarından caddeyi karşıya geç.
- roundabout (n) — döner kavşak
Take the second exit at the roundabout. — Döner kavşakta ikinci çıkışı al.
- landmark (n) — önemli/tanınmış yer
The church is a famous landmark here. — Kilise burada ünlü bir yer.
- get lost (v) — kaybolmak
We got lost trying to find the hotel. — Oteli bulmaya çalışırken kayboldık.
- Excuse me, how do I get to the station? (exp) — Affedersiniz, istasyona nasıl giderim?
Excuse me, how do I get to the station? — Affedersiniz, istasyona nasıl giderim?
- It's just around the corner. (exp) — Hemen köşede.
Don't worry, it's just around the corner. — Merak etme, hemen köşede.
- You can't miss it. (exp) — Kesinlikle bulursun (kaçırmazsın).
Keep going straight, you can't miss it. — Dümdüz devam et, kesinlikle bulursun.
- platform (n) — peron
The train leaves from platform four. — Tren dördüncü perondan kalkıyor.
- ticket office (n) — bilet gişesi
Buy your ticket at the ticket office. — Biletini bilet gişesinden al.
- one-way ticket (n) — tek yön bilet
I'd like a one-way ticket to Paris. — Paris'e tek yön bilet istiyorum.
- return ticket (n) — gidiş-dönüş bilet
A return ticket is often cheaper. — Gidiş-dönüş bilet genellikle daha ucuzdur.
- connecting flight (n) — aktarmalı uçuş
We had a two-hour connecting flight. — İki saatlik aktarmalı bir uçuşumuz vardı.
- layover (n) — aktarma molası
We had a long layover in Istanbul. — İstanbul'da uzun bir aktarma molamız oldu.
- rush hour (n) — yoğun saatler (trafik)
Avoid the roads during rush hour. — Yoğun saatlerde yollardan kaçın.
- public transport (n) — toplu taşıma
Public transport here is fast and cheap. — Buradaki toplu taşıma hızlı ve ucuz.
- fare (n) — yol ücreti
The bus fare went up this year. — Otobüs ücreti bu yıl arttı.
- board the plane (v) — uçağa binmek
Passengers began to board the plane. — Yolcular uçağa binmeye başladı.
- explore (v) — keşfetmek
We spent the day exploring the old town. — Günü eski şehri keşfederek geçirdik.
- pack (v) — (bavul) hazırlamak
I always pack too many clothes. — Her zaman fazla kıyafet hazırlarım.
- sightsee (v) — gezmek, turistik gezi yapmak
We spent the weekend sightseeing. — Hafta sonunu gezerek geçirdik.
- wander (v) — amaçsızca dolaşmak
We wandered around the market for hours. — Saatlerce pazarda amaçsızca dolaştık.
- haggle (v) — pazarlık etmek
You can haggle over prices at the bazaar. — Çarşıda fiyatlar üzerinde pazarlık edebilirsin.
- check the weather (v) — hava durumunu kontrol etmek
Always check the weather before you travel. — Seyahat etmeden önce her zaman hava durumunu kontrol et.
- miss a flight (v) — uçağı kaçırmak
We almost missed our flight. — Uçağımızı neredeyse kaçırıyorduk.
- extend a visa (v) — vizeyi uzatmak
She had to extend her visa by a month. — Vizesini bir ay uzatmak zorunda kaldı.
- plan a trip (v) — seyahat planlamak
We're planning a trip to Italy next year. — Gelecek yıl İtalya'ya bir seyahat planlıyoruz.
- take photos (v) — fotoğraf çekmek
Don't forget to take photos of the view. — Manzaranın fotoğraflarını çekmeyi unutma.
- itinerary (n) — seyahat planı
Our itinerary includes three cities. — Seyahat planımız üç şehri kapsıyor.
- destination (n) — varış noktası
Our final destination is Rome. — Son varış noktamız Roma.
- souvenir (n) — hediyelik eşya
I bought a souvenir for my sister. — Kız kardeşim için bir hediyelik eşya aldım.
- tourist (n) — turist
The city was full of tourists in July. — Şehir temmuzda turistlerle doluydu.
- local (adj) — yerel
We prefer eating at local restaurants. — Yerel restoranlarda yemeyi tercih ederiz.
- currency (n) — para birimi
What's the local currency here? — Buradaki yerel para birimi ne?
- exchange rate (n) — döviz kuru
The exchange rate changes every day. — Döviz kuru her gün değişiyor.
- visa (n) — vize
Do I need a visa for this country? — Bu ülke için vizeye ihtiyacım var mı?
- jet lag (n) — jet lag, uçuş yorgunluğu
I always suffer from jet lag after long flights. — Uzun uçuşlardan sonra hep jet lag yaşarım.
- travel insurance (n) — seyahat sigortası
Make sure you buy travel insurance. — Seyahat sigortası satın aldığından emin ol.