Bu kategorideki 60 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- rain (n) — yağmur
We got caught in the rain yesterday. — Dün yağmura yakalandık.
- snow (n) — kar
The snow covered the whole town. — Kar tüm kasabayı kapladı.
- wind (n) — rüzgar
The wind blew all night. — Rüzgar tüm gece esti.
- fog (n) — sis
The fog made driving difficult. — Sis araba kullanmayı zorlaştırdı.
- frost (n) — don, kırağı
There was frost on the windows this morning. — Bu sabah camlarda kırağı vardı.
- hail (n) — dolu (yağış)
Hail damaged several cars in the storm. — Fırtınada dolu birkaç arabaya zarar verdi.
- thunder (n) — gök gürültüsü
The thunder woke the baby up. — Gök gürültüsü bebeği uyandırdı.
- lightning (n) — şimşek
Lightning lit up the sky. — Şimşek gökyüzünü aydınlattı.
- humidity (n) — nem
The humidity makes summer feel hotter. — Nem yazın daha sıcak hissettirmesine sebep olur.
- drizzle (n) — çisenti, hafif yağmur
It was just a light drizzle this morning. — Bu sabah sadece hafif bir çisenti vardı.
- sunny (adj) — güneşli
It's sunny and warm today. — Bugün güneşli ve sıcak.
- cloudy (adj) — bulutlu
It was cloudy all afternoon. — Tüm öğleden sonra bulutluydu.
- windy (adj) — rüzgarlı
It's too windy to go sailing. — Yelken açmak için çok rüzgarlı.
- rainy (adj) — yağmurlu
We stayed in because of the rainy weather. — Yağmurlu hava yüzünden içeride kaldık.
- stormy (adj) — fırtınalı
The sea was stormy last night. — Deniz dün gece fırtınalıydı.
- humid (adj) — nemli
It's very humid in summer here. — Burada yazın hava çok nemli.
- freezing (adj) — dondurucu
It's freezing outside, wear a coat. — Dışarısı dondurucu, mont giy.
- boiling (adj) — kavurucu, çok sıcak
It's absolutely boiling today. — Bugün hava kesinlikle kavurucu.
- mild (adj) — ılıman
We had a mild winter this year. — Bu yıl ılıman bir kışımız oldu.
- chilly (adj) — serin, soğukça
It gets chilly in the evenings. — Akşamları hava serinliyor.
- spring (n) — ilkbahar
Flowers bloom in spring. — İlkbaharda çiçekler açar.
- summer (n) — yaz
We usually travel in summer. — Genellikle yazın seyahat ederiz.
- autumn / fall (n) — sonbahar
Leaves turn orange in autumn. — Sonbaharda yapraklar turuncuya döner.
- winter (n) — kış
It snows heavily in winter here. — Burada kışın yoğun kar yağar.
- seasonal (adj) — mevsimsel
Prices change due to seasonal demand. — Fiyatlar mevsimsel talep yüzünden değişir.
- dry season (n) — kurak mevsim
The dry season lasts six months there. — Orada kurak mevsim altı ay sürer.
- rainy season (n) — yağmurlu mevsim
Crops grow well during the rainy season. — Ürünler yağmurlu mevsimde iyi büyür.
- monsoon (n) — muson
The monsoon brings heavy rain every year. — Muson her yıl yoğun yağmur getirir.
- heatwave (n) — sıcak hava dalgası
A heatwave hit the region last week. — Geçen hafta bölgeyi bir sıcak hava dalgası vurdu.
- cold snap (n) — ani soğuk dalgası
A sudden cold snap surprised everyone. — Ani bir soğuk dalgası herkesi şaşırttı.
- storm (n) — fırtına
A strong storm hit the coast. — Güçlü bir fırtına kıyıyı vurdu.
- hurricane (n) — kasırga
The hurricane caused major damage. — Kasırga büyük hasara yol açtı.
- flood (n) — sel
Heavy rain caused a flood downtown. — Şiddetli yağmur şehir merkezinde sel oluşturdu.
- drought (n) — kuraklık
The drought lasted for months. — Kuraklık aylarca sürdü.
- earthquake (n) — deprem
The earthquake shook the whole city. — Deprem tüm şehri sarstı.
- tornado (n) — hortum, kasırga
A tornado destroyed several houses. — Bir hortum birkaç evi yıktı.
- wildfire (n) — orman yangını
Wildfires spread quickly in dry conditions. — Orman yangınları kurak koşullarda hızla yayılır.
- landslide (n) — toprak kayması
The landslide blocked the mountain road. — Toprak kayması dağ yolunu kapattı.
- natural disaster (n) — doğal afet
The government responded quickly to the natural disaster. — Hükümet doğal afete hızlıca müdahale etti.
- climate change (n) — iklim değişikliği
Climate change is affecting weather patterns worldwide. — İklim değişikliği dünya çapında hava koşullarını etkiliyor.
- pour (v) — şiddetli yağmak
It poured all afternoon. — Tüm öğleden sonra bardaktan boşanırcasına yağdı.
- start drizzling (v) — çiselemeye başlamak
It has just started drizzling outside. — Dışarıda az önce çiselemeye başladı.
- clear up (v) — (hava) açmak
The sky cleared up after lunch. — Öğle yemeğinden sonra gökyüzü açtı.
- cool down (v) — serinlemek
The weather cooled down in the evening. — Akşam hava serinledi.
- warm up (v) — ısınmak (hava)
It's finally warming up this week. — Bu hafta sonunda hava ısınıyor.
- predict weather (v) — hava tahmini yapmak
They predict rain for tomorrow. — Yarın için yağmur tahmin ediyorlar.
- blow (v) — esmek
The wind blew leaves across the street. — Rüzgar caddede yaprakları savurdu.
- melt (v) — erimek
The snow melted within a few days. — Kar birkaç gün içinde eridi.
- freeze (v) — donmak
The lake froze over in January. — Göl ocak ayında dondu.
- get wet (v) — ıslanmak
We got wet walking home in the rain. — Yağmurda yürüyerek eve gelirken ıslandık.
- temperature (n) — sıcaklık
The temperature dropped suddenly last night. — Sıcaklık dün gece aniden düştü.
- degree (n) — derece
It's twenty degrees outside. — Dışarısı yirmi derece.
- forecast (n) — hava tahmini
The forecast predicts rain this weekend. — Hava tahmini bu hafta sonu yağmur öngörüyor.
- weather app (n) — hava durumu uygulaması
I checked the weather app before leaving. — Çıkmadan önce hava durumu uygulamasına baktım.
- umbrella (n) — şemsiye
Don't forget your umbrella today. — Bugün şemsiyeni unutma.
- sunscreen (n) — güneş kremi
Wear sunscreen, it's very sunny. — Güneş kremi sür, hava çok güneşli.
- layer up (v) — kat kat giyinmek
You should layer up, it's cold outside. — Kat kat giyinmelisin, dışarısı soğuk.
- sunrise (n) — gün doğumu
We watched the sunrise from the hill. — Gün doğumunu tepeden izledik.
- sunset (n) — gün batımı
The sunset was beautiful last night. — Dün gece gün batımı çok güzeldi.
- rainbow (n) — gökkuşağı
A rainbow appeared after the storm. — Fırtınadan sonra bir gökkuşağı belirdi.