6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 126 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- festive (adj) — bayram havasında, şenlikli
Celebrations and events at school are both festive and enjoyable. — Okuldaki kutlamalar ve etkinlikler hem şenlikli hem eğlenceli.
- competitive (adj) — rekabetçi
Our school has competitive games between classes every year. — Okulumuzda her yıl sınıflar arası rekabetçi oyunlar var.
- competition (n) — yarışma
I joined the school chess competition this year. — Bu yıl okulun satranç yarışmasına katıldım.
- victory (n) — zafer
The team celebrated their victory in the final match. — Takım final maçındaki zaferini kutladı.
- defeat (n) — yenilgi
Losing was a difficult defeat for the team. — Kaybetmek, takım için zor bir yenilgi oldu.
- assembly (n) — toplu tören, okul töreni
We sometimes have an assembly in the mornings. — Bazen sabahları toplu tören yaparız.
- tournament (n) — turnuva
We are organising a chess tournament next week. — Gelecek hafta bir satranç turnuvası düzenliyoruz.
- exhibition (n) — sergi
I suggest organising art workshops and exhibitions. — Sanat atölyeleri ve sergiler düzenlemeyi öneriyorum.
- goal (n) — hedef, amaç
The goal of this week is to raise awareness and encourage people. — Bu haftanın amacı farkındalık yaratmak ve insanları teşvik etmektir.
- participate (v) — katılmak
Students participate in many clubs at our school. — Öğrenciler okulumuzdaki birçok kulübe katılır.
- amusing (adj) — eğlenceli, komik
The drama club performance was really amusing. — Drama kulübü gösterisi gerçekten eğlenceliydi.
- charming (adj) — hoş, cazip
Her stories are charming and inspiring, so everyone wants to listen. — Hikâyeleri hoş ve ilham verici, bu yüzden herkes dinlemek istiyor.
- engaging (adj) — ilgi çekici, sürükleyici
We want our lessons to be engaging and motivating for students. — Derslerimizin öğrenciler için ilgi çekici ve motive edici olmasını istiyoruz.
- inspiring (adj) — ilham verici
The stories are inspiring for us. — Hikâyeler bizim için ilham verici.
- motivating (adj) — motive edici
We organise motivating events to make our school a better place. — Okulumuzu daha iyi bir yer yapmak için motive edici etkinlikler düzenliyoruz.
- rewarding (adj) — ödüllendirici, tatmin edici
Helping younger students is a rewarding experience. — Küçük öğrencilere yardım etmek ödüllendirici bir deneyim.
- joy (n) — sevinç, neşe
We organise events to make our school a place with joy and fun. — Okulumuzu neşe ve eğlence dolu bir yer yapmak için etkinlikler düzenliyoruz.
- nervous (adj) — gergin, endişeli
I always feel nervous when I meet new people. — Yeni insanlarla tanıştığımda her zaman gerginimdir.
- anniversary (n) — yıl dönümü
Alex and his friends are organising the 50th anniversary celebration at school. — Alex ve arkadaşları okulda 50. yıl dönümü kutlamasını düzenliyor.
- enjoyable (adj) — keyifli
School trips are always enjoyable for us. — Okul gezileri bizim için her zaman keyiflidir.
- discipline (n) — özdisiplin, düzen
Good discipline helps students finish their homework on time. — İyi bir özdisiplin, öğrencilerin ödevlerini zamanında bitirmesine yardımcı olur.
- self-disciplined (adj) — özdisiplinli
Mrs Öztürk is well-educated and self-disciplined. — Mrs Öztürk iyi eğitimli ve özdisiplinli.
- assign (v) — görevlendirmek, atamak
The teacher assigns duties to the students every week. — Öğretmen her hafta öğrencilere görevler veriyor.
- distract (v) — dikkatini dağıtmak
Loud noise can distract students during exams. — Yüksek gürültü öğrencilerin sınav sırasında dikkatini dağıtabilir.
- committee (n) — komite, kurul
I work on the organising committee at school. — Okulda düzenleme komitesinde çalışıyorum.
- register (v) — kayıt olmak, kaydolmak
New students register for clubs in September. — Yeni öğrenciler eylülde kulüplere kayıt olur.
- accompany (v) — eşlik etmek, refakat etmek
A teacher will accompany the students on the school trip. — Bir öğretmen okul gezisinde öğrencilere eşlik edecek.
- agency (n) — kurum, ajans
Ayaz is going to an agency for work experience. — Ayaz iş deneyimi için bir kuruma gidiyor.
- counsellor (n) — rehber öğretmen
Mrs Sezer, the counsellor, is responsible for guiding the students. — Rehber öğretmen Mrs Sezer, öğrencilere rehberlik etmekten sorumludur.
- awareness (n) — farkındalık
The goal of this week is to raise awareness. — Bu haftanın amacı farkındalık yaratmaktır.
- innovate (v) — yenilikler yapmak
I'd like to offer ideas to innovate the ways of learning. — Öğrenme yollarını yenilemek için fikirler sunmak istiyorum.
- redesign (v) — yeniden tasarlamak
Susan also suggests we redesign the infrastructure. — Susan ayrıca altyapıyı yeniden tasarlamamızı öneriyor.
- transform (v) — dönüştürmek
New ideas can transform our school activities. — Yeni fikirler okul etkinliklerimizi dönüştürebilir.
- implement (v) — uygulamaya koymak
The school will implement the new plan next term. — Okul yeni planı gelecek dönem uygulamaya koyacak.
- increase (v) — artırmak
The students aim to learn about success stories and increase their motivation. — Öğrenciler başarı hikayelerini öğrenmeyi ve motivasyonlarını artırmayı hedefliyor.
- effective (adj) — etkili
Clear and effective communication helps at school. — Net ve etkili iletişim okulda yardımcı olur.
- infrastructure (n) — altyapı
Could we change the infrastructure for easy accessibility? — Kolay erişim için altyapıyı değiştirebilir miyiz?
- accessibility (n) — erişilebilirlik
We want better accessibility for all students. — Tüm öğrenciler için daha iyi erişilebilirlik istiyoruz.
- prioritise (v) — öncelik vermek
We need to prioritise safety during the event. — Etkinlik sırasında güvenliğe öncelik vermemiz gerekiyor.
- overcome (v) — üstesinden gelmek
We can overcome this problem together as a team. — Bu sorunun üstesinden takım olarak birlikte gelebiliriz.
- leadership (n) — liderlik
Good leadership makes the school council successful. — İyi liderlik, okul meclisini başarılı kılar.
- librarian (n) — kütüphaneci
Mrs Wilson, the librarian, is responsible for the library. — Kütüphaneci Mrs Wilson, kütüphaneden sorumludur.
- mission (n) — görev, misyon
Our mission is to make school life better for everyone. — Görevimiz okul hayatını herkes için daha iyi hale getirmek.
- poster (n) — afiş, poster
They are preparing a poster for the celebration. — Kutlama için bir poster hazırlıyorlar.
- headmaster (n) — okul müdürü
Our headmaster manages our school by the book. — Okul müdürümüz okulumuzu kurallara göre yönetir.
- manage (v) — yönetmek
Our headmaster manages our school very well. — Okul müdürümüz okulumuzu çok iyi yönetir.
- responsibility (n) — sorumluluk
Every student has a responsibility at school. — Her öğrencinin okulda bir sorumluluğu vardır.
- routine (n) — rutin
We have a fixed school routine every morning. — Her sabah sabit bir okul rutinimiz var.
- debate (n) — münazara, tartışma
We're in the right state before the debate. — Münazaradan önce doğru ruh halindeyiz.
- involvement (n) — katılım, dahil olma
Student involvement makes school events more fun. — Öğrenci katılımı okul etkinliklerini daha eğlenceli yapar.
- national day (n) — millî bayram
We celebrate a national day with songs and speeches. — Bir millî bayramı şarkılar ve konuşmalarla kutlarız.
- celebration (n) — kutlama
Celebrations and events are both festive and enjoyable. — Kutlamalar ve etkinlikler hem şenlikli hem keyiflidir.
- diverse (adj) — çeşitli, farklı
Celebrations are diverse and bring joy to everyone. — Kutlamalar çeşitlidir ve herkese neşe getirir.
- diversity (n) — çeşitlilik
People visit relatives and friends to enjoy the diversity of the festival. — İnsanlar festivalin çeşitliliğinin tadını çıkarmak için akraba ve arkadaşlarını ziyaret eder.
- expensive (adj) — pahalı
Some school trips can be quite expensive. — Bazı okul gezileri oldukça pahalı olabilir.
- sporting (adj) — sporla ilgili
Our school organises sporting events every May. — Okulumuz her mayıs ayında sporla ilgili etkinlikler düzenler.
- silence (n) — sessizlik
We need silence in the library. — Kütüphanede sessizliğe ihtiyacımız var.
- shadow play (n) — gölge oyunu
There is a shadow play during the celebration. — Kutlama sırasında bir gölge oyunu var.
- fireworks (n) — havai fişek
They celebrate with fireworks every year. — Her yıl havai fişeklerle kutluyorlar.
- Ramadan (n) — Ramazan
We prepare special activities in the month of Ramadan. — Ramazan ayında özel etkinlikler hazırlıyoruz.
- encourage (v) — teşvik etmek, cesaretlendirmek
Mrs Brown encourages the whole school to join in. — Mrs Brown tüm okulu katılmaya teşvik ediyor.
- inspire (v) — ilham vermek
Artists should be invited to inspire the students. — Öğrencilere ilham vermek için sanatçılar davet edilmelidir.
- motivate (v) — motive etmek, güdülemek
Good teachers motivate their students every day. — İyi öğretmenler öğrencilerini her gün motive eder.
- obey (v) — itaat etmek, uymak
Students obey the school rules during exams. — Öğrenciler sınavlar sırasında okul kurallarına uyar.
- clear (adj) — net, açık
Clear instructions help students understand the task. — Net yönergeler öğrencilerin görevi anlamasına yardımcı olur.
- fluent (adj) — akıcı
She gave a fluent speech at the ceremony. — Törende akıcı bir konuşma yaptı.
- curious (adj) — meraklı
The curious student asked many questions. — Meraklı öğrenci birçok soru sordu.
- dream job (n) — hayalindeki meslek
What is your dream job? — Hayalindeki meslek nedir?
- well-educated (adj) — iyi eğitimli
Mrs Öztürk is well-educated and self-disciplined. — Mrs Öztürk iyi eğitimli ve özdisiplinli.
- raise awareness (v) — farkındalık yaratmak
The week's goal is to raise awareness among students. — Haftanın amacı öğrenciler arasında farkındalık yaratmak.
- club (n) — kulüp
I enjoy the club activities at my school. — Okulumdaki kulüp etkinliklerinden keyif alıyorum.
- member (n) — üye
Every club member has a small task. — Her kulüp üyesinin küçük bir görevi vardır.
- society (n) — toplum, topluluk
Our club is a small society that meets every Friday. — Kulübümüz her cuma buluşan küçük bir topluluk.
- relatives (n) — akrabalar
People visit relatives during the festival. — İnsanlar festival sırasında akrabalarını ziyaret eder.
- designer (n) — tasarımcı
Mrs Öztürk is a successful art designer. — Mrs Öztürk başarılı bir sanat tasarımcısıdır.
- friendship (n) — arkadaşlık
School clubs help build strong friendship. — Okul kulüpleri güçlü arkadaşlık kurulmasına yardımcı olur.
- self-discipline (n) — özdisiplin
She has a good education and self-discipline. — İyi bir eğitimi ve özdisiplini var.
- untidy (adj) — dağınık
Our drama club room is a bit old and untidy. — Drama kulübü odamız biraz eski ve dağınık.
- tradition (n) — gelenek
Wearing costumes is a fun school tradition. — Kostüm giymek eğlenceli bir okul geleneğidir.
- headmistress (n) — okul müdiresi
Mrs Yılmaz is the headmistress of our school. — Mrs Yılmaz okulumuzun müdiresidir.
- organise (v) — düzenlemek, organize etmek
We are organising a chess tournament next week. — Gelecek hafta bir satranç turnuvası düzenliyoruz.
- offer (v) — sunmak, teklif etmek
I'd like to offer ideas to innovate the ways of learning. — Öğrenme yollarını yenilemek için fikirler sunmak istiyorum.
- suggest (v) — önermek
Susan suggests we redesign the infrastructure. — Susan altyapıyı yeniden tasarlamamızı öneriyor.
- practise (v) — alıştırma yapmak, pratik yapmak
We practise our speeches before the debate. — Münazaradan önce konuşmalarımızı pratik ediyoruz.
- perform (v) — sahne almak, icra etmek
The drama club performs a play every term. — Drama kulübü her dönem bir oyun sahneler.
- solve (v) — çözmek
I am enjoying solving problems in the maths club. — Matematik kulübünde problem çözmekten keyif alıyorum.
- raise (v) — yükseltmek, artırmak
The event will raise money for new books. — Etkinlik yeni kitaplar için para toplayacak.
- treat (v) — davranmak, muamele etmek
We encourage everyone to treat each other kindly. — Herkesi birbirine nazik davranmaya teşvik ediyoruz.
- bring (v) — getirmek
We plan to bring joy and diversity to the festival. — Festivale neşe ve çeşitlilik getirmeyi planlıyoruz.
- welcome party (n) — hoş geldin partisi
We had a welcome party for the new students. — Yeni öğrenciler için bir hoş geldin partisi düzenledik.
- state (n) — hâl, durum
We're in the right state before the debate. — Münazaradan önce doğru durumdayız.
- event (n) — etkinlik
There are many school events during the year. — Yıl boyunca birçok okul etkinliği var.
- activity (n) — etkinlik, aktivite
Club activities happen every Wednesday. — Kulüp etkinlikleri her çarşamba yapılır.
- timetable (n) — ders programı
There was some confusion about the new timetable. — Yeni ders programı hakkında biraz kafa karışıklığı vardı.
- science fair (n) — bilim şenliği
Our school became a finalist in the science fair. — Okulumuz bilim şenliğinde finalist oldu.
- chess (n) — satranç
I joined the school chess competition this year. — Bu yıl okulun satranç yarışmasına katıldım.
- drama club (n) — drama kulübü
The drama club performance was really amusing. — Drama kulübü gösterisi gerçekten eğlenceliydi.
- science club (n) — bilim kulübü
I like the science club activities at school. — Okuldaki bilim kulübü etkinliklerini seviyorum.
- national (adj) — ulusal, millî
We celebrate a national day every year. — Her yıl bir millî bayramı kutlarız.
- religious (adj) — dinî
Religious days are celebrated with special food. — Dinî günler özel yemeklerle kutlanır.
- cancel (v) — iptal etmek
The teacher had to cancel today's football match because of the rain. — Öğretmen yağmur yüzünden bugünkü futbol maçını iptal etmek zorunda kaldı.
- confusion (n) — kafa karışıklığı
There was some confusion about the new club schedule. — Yeni kulüp programı hakkında biraz kafa karışıklığı vardı.
- procedure (n) — prosedür, yöntem
Follow the registration procedure to join the drama club. — Drama kulübüne katılmak için kayıt prosedürünü takip edin.
- registration (n) — kayıt (işlemi)
Registration for the science fair closes on Friday. — Bilim şenliği için kayıt cuma günü sona eriyor.
- rehearsal (n) — prova
The drama club has rehearsal three times a week. — Drama kulübünün haftada üç kez provası var.
- replay (n) — tekrar (video/oyun)
The teacher showed a replay of the winning goal. — Öğretmen kazanan golün tekrarını gösterdi.
- permit (v) — izin vermek
The headmaster permitted the students to organise a talent show. — Okul müdürü öğrencilerin bir yetenek şovu düzenlemesine izin verdi.
- shoot (v) — (topu) atmak, vurmak
He practised how to shoot the ball into the goal. — Topu kaleye atmayı pratik etti.
- slogan (n) — slogan
Our club's slogan is 'Be Curious, Be Creative!' — Kulübümüzün sloganı 'Meraklı Ol, Yaratıcı Ol!'dır.
- challenge (n) — zorlu görev, meydan okuma
Organising the science fair was a real challenge for the students. — Bilim şenliğini düzenlemek öğrenciler için gerçek bir zorlu görevdi.
- conservation (n) — koruma (doğa/kültür)
Our school started a conservation club to protect the local park. — Okulumuz yerel parkı korumak için bir koruma kulübü kurdu.
- defence (n) — savunma
The debate team prepared a strong defence of their ideas. — Münazara takımı fikirlerinin güçlü bir savunmasını hazırladı.
- disappointment (n) — hayal kırıklığı
Losing the final was a big disappointment for the team. — Finali kaybetmek takım için büyük bir hayal kırıklığıydı.
- enhance (v) — geliştirmek, iyileştirmek
New workshops will enhance students' creative skills. — Yeni atölyeler öğrencilerin yaratıcı becerilerini geliştirecek.
- mentorship (n) — mentorluk, rehberlik
The mentorship programme pairs older students with younger ones. — Mentorluk programı büyük öğrencileri küçüklerle eşleştiriyor.
- miserable (adj) — çok mutsuz
Toprak felt miserable when he forgot his lines in the play. — Toprak oyunda repliklerini unutunca çok mutsuz hissetti.
- motivation (n) — motivasyon
Winning the competition boosted the whole team's motivation. — Yarışmayı kazanmak tüm takımın motivasyonunu artırdı.
- offensive (adj) — kırıcı, saldırgan
Students should never be offensive towards their classmates. — Öğrenciler sınıf arkadaşlarına asla kırıcı davranmamalı.
- oppose (v) — karşı çıkmak
Some students opposed the plan to cancel the school trip. — Bazı öğrenciler okul gezisini iptal etme planına karşı çıktı.
- opposing (adj) — karşıt, rakip
Our team played well against the opposing school in the tournament. — Takımımız turnuvada rakip okula karşı iyi oynadı.
- output (n) — çıktı, ürün
The art club's output this term was an amazing exhibition. — Sanat kulübünün bu dönemki çıktısı harika bir sergiydi.
- peer (n) — akran
Peer support helps shy students join school clubs. — Akran desteği çekingen öğrencilerin okul kulüplerine katılmasına yardımcı olur.
- proposer (n) — öneri sahibi, teklif eden kişi
The proposer of the new club idea presented it to the council. — Yeni kulüp fikrinin sahibi bunu okul meclisine sundu.
- semi-finalist (n) — yarı finalist
Our team became a semi-finalist in the chess tournament. — Takımımız satranç turnuvasında yarı finalist oldu.
- thoughtfully (adv) — düşünceli bir şekilde
We should behave thoughtfully towards students with disabilities. — Engelli öğrencilere karşı düşünceli bir şekilde davranmalıyız.
- well-argued (adj) — iyi savunulmuş, gerekçeli
Her speech was well-argued and convinced the whole audience. — Konuşması iyi gerekçelendirilmişti ve tüm izleyicileri ikna etti.