5. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- Turkey (n) — Türkiye
We celebrate our national festivals with delicious food in Turkey. — Türkiye'de millî bayramlarımızı lezzetli yemeklerle kutlarız.
- England (n) — İngiltere
My pen pal lives in England. — Mektup arkadaşım İngiltere'de yaşıyor.
- France (n) — Fransa
We tried some famous pastries from France. — Fransa'nın ünlü hamur işlerinden bazılarını denedik.
- Germany (n) — Almanya
My cousin studies at a school in Germany. — Kuzenim Almanya'da bir okulda okuyor.
- Italy (n) — İtalya
Pizza and pasta come from Italy. — Pizza ve makarna İtalya'dan gelir.
- Spain (n) — İspanya
We watched a video about food festivals in Spain. — İspanya'daki yemek festivalleri hakkında bir video izledik.
- Japan (n) — Japonya
Sushi is a famous dish from Japan. — Suşi, Japonya'dan meşhur bir yemektir.
- China (n) — Çin
Dumplings are a traditional dish in China. — Mantı, Çin'de geleneksel bir yemektir.
- Russia (n) — Rusya
My friend's family moved from Russia last year. — Arkadaşımın ailesi geçen yıl Rusya'dan taşındı.
- Brazil (n) — Brezilya
Coffee is grown in Brazil. — Kahve Brezilya'da yetiştirilir.
- Turkish (adj) — Türk, Türkçe
Turkish cuisine has many delicious dishes. — Türk mutfağının birçok lezzetli yemeği vardır.
- French (adj) — Fransız, Fransızca
We tried some famous French pastries. — Ünlü Fransız hamur işlerinden bazılarını denedik.
- Kazakhstan (n) — Kazakistan
My teacher is from Kazakhstan. — Öğretmenim Kazakistan'dan.
- Uzbekistan (n) — Özbekistan
We learned about food traditions in Uzbekistan. — Özbekistan'daki yemek gelenekleri hakkında bilgi edindik.
- Azerbaijan (n) — Azerbaycan
My uncle works in Azerbaijan. — Amcam Azerbaycan'da çalışıyor.
- Europe (n) — Avrupa
France and Germany are countries in Europe. — Fransa ve Almanya, Avrupa'daki ülkelerdir.
- Asia (n) — Asya
China and Japan are countries in Asia. — Çin ve Japonya, Asya'daki ülkelerdir.
- Africa (n) — Afrika
We watched a documentary about food in Africa. — Afrika'daki yemekler hakkında bir belgesel izledik.
- continent (n) — kıta
Asia is the biggest continent in the world. — Asya, dünyanın en büyük kıtasıdır.
- nationality (n) — milliyet
What is your nationality? — Milliyetin nedir?
- bake (v) — fırında pişirmek
We bake a cake for special celebrations. — Özel kutlamalar için bir kek pişiririz.
- boil (v) — kaynatmak, haşlamak
You need to boil the pasta for ten minutes. — Makarnayı on dakika kaynatman gerekiyor.
- fry (v) — kızartmak
My mum likes to fry vegetables for dinner. — Annem akşam yemeği için sebze kızartmayı sever.
- grill (v) — ızgara yapmak
We grill meat and vegetables at the barbecue. — Barbeküde et ve sebze ızgara yaparız.
- mix (v) — karıştırmak
Mix the eggs and flour together in a bowl. — Yumurtaları ve unu bir kâsede karıştır.
- marinate (v) — marine etmek
We marinate the chicken before grilling it. — Tavuğu ızgara yapmadan önce marine ederiz.
- toast (v) — kızartmak (ekmek)
I toast bread for breakfast every morning. — Her sabah kahvaltı için ekmek kızartırım.
- wash up (v) — bulaşık yıkamak
We all help to wash up after dinner. — Akşam yemeğinden sonra hepimiz bulaşık yıkamaya yardım ederiz.
- serve (v) — servis etmek
We serve tea after the meal. — Yemekten sonra çay servis ederiz.
- taste (v) — tatmak
Would you like to taste this new dish? — Bu yeni yemeği tatmak ister misin?
- cooker (n) — ocak, fırın
My mum cooks the soup on the cooker. — Annem çorbayı ocakta pişirir.
- bowl (n) — kâse
Mix the eggs and flour in a bowl. — Yumurtaları ve unu bir kâsede karıştır.
- knife (n) — bıçak
Be careful with the sharp knife. — Keskin bıçağa dikkat et.
- plate (n) — tabak
Put the food on a clean plate. — Yemeği temiz bir tabağa koy.
- cup (n) — fincan
I drink my tea from a small cup. — Çayımı küçük bir fincandan içerim.
- glass (n) — bardak
Fill the glass with cold water. — Bardağı soğuk suyla doldur.
- sauce (n) — sos
We add tomato sauce to the pasta. — Makarnaya domates sosu ekleriz.
- stand (n) — tezgâh, stand
There is a food stand at the festival. — Festivalde bir yemek standı var.
- crowd (n) — kalabalık
A big crowd gathered at the food festival. — Yemek festivalinde büyük bir kalabalık toplandı.
- chef (n) — şef, aşçıbaşı
The chef cooked a delicious meal for us. — Şef bizim için lezzetli bir yemek pişirdi.
- dish (n) — yemek (belirli bir tabak yemeği)
This is a traditional dish from my country. — Bu, ülkemden geleneksel bir yemek.
- meal (n) — öğün, yemek
We share a big meal together on Sundays. — Pazar günleri birlikte büyük bir öğün paylaşırız.
- snack (n) — atıştırmalık
I have a healthy snack after school. — Okuldan sonra sağlıklı bir atıştırmalık yerim.
- dessert (n) — tatlı (yemek sonrası)
We had a sweet dessert after dinner. — Akşam yemeğinden sonra tatlı bir tatlı yedik.
- omelette (n) — omlet
My dad makes a tasty omelette for breakfast. — Babam kahvaltı için lezzetli bir omlet yapar.
- dumpling (n) — mantı, hamur işi
Dumplings are a traditional dish in China. — Mantı, Çin'de geleneksel bir yemektir.
- steak (n) — biftek
We ordered steak at the restaurant. — Restoranda biftek sipariş ettik.
- lobster (n) — ıstakoz
Lobster is an expensive dish at this restaurant. — Bu restoranda ıstakoz pahalı bir yemektir.
- jam (n) — reçel
I put strawberry jam on my toast. — Kızarmış ekmeğime çilek reçeli sürerim.
- food festival (n) — yemek festivali
A big crowd gathered at the food festival. — Yemek festivalinde büyük bir kalabalık toplandı.
- delicious (adj) — lezzetli
We celebrate our national festivals with delicious food. — Millî bayramlarımızı lezzetli yemeklerle kutlarız.
- tasty (adj) — lezzetli, tatlı
My dad makes a tasty omelette. — Babam lezzetli bir omlet yapar.
- sweet (adj) — tatlı (lezzet)
This dessert is very sweet. — Bu tatlı çok tatlı.
- salty (adj) — tuzlu
This soup is a bit too salty for me. — Bu çorba benim için biraz fazla tuzlu.
- spicy (adj) — baharatlı, acı
I love spicy food from different countries. — Farklı ülkelerden gelen baharatlı yemekleri severim.
- healthy (adj) — sağlıklı
I have a healthy snack after school. — Okuldan sonra sağlıklı bir atıştırmalık yerim.
- fried (adj) — kızartılmış
I don't like fried food very much. — Kızartılmış yemeği pek sevmem.
- grilled (adj) — ızgara yapılmış
We had grilled chicken at the barbecue. — Barbeküde ızgara tavuk yedik.
- roasted (adj) — kavrulmuş, fırında pişmiş
We ate roasted chestnuts in winter. — Kışın kavrulmuş kestane yedik.
- world-famous (adj) — dünyaca ünlü
Turkish baklava is world-famous. — Türk baklavası dünyaca ünlüdür.
- cherry (n) — kiraz
We picked cherries from the tree in summer. — Yazın ağaçtan kiraz topladık.
- grape (n) — üzüm
My grandmother grows grapes in her garden. — Büyükannem bahçesinde üzüm yetiştirir.
- pear (n) — armut
I have a pear for a snack. — Atıştırmalık olarak bir armut yerim.
- mushroom (n) — mantar
We added mushrooms to the omelette. — Omlete mantar ekledik.
- onion (n) — soğan
Chop the onion before you cook it. — Pişirmeden önce soğanı doğra.
- garlic (n) — sarımsak
We use garlic in almost every dish. — Neredeyse her yemekte sarımsak kullanırız.
- meat (n) — et
We grill meat and vegetables at the barbecue. — Barbeküde et ve sebze ızgara yaparız.
- cream (n) — krema
We put cream on top of the dessert. — Tatlının üzerine krema koyduk.
- dessert spoon (n) — tatlı kaşığı
Use a dessert spoon to eat the pudding. — Muhallebiyi yemek için bir tatlı kaşığı kullan.
- napkin (n) — peçete
Please pass me a napkin. — Lütfen bana bir peçete uzat.
- cuisine (n) — mutfak (yemek kültürü)
Turkish cuisine has many delicious dishes. — Türk mutfağının birçok lezzetli yemeği vardır.
- tradition (n) — gelenek
Sharing food is an important tradition in our culture. — Yemek paylaşmak kültürümüzde önemli bir gelenektir.
- celebrate (v) — kutlamak
We celebrate our national festivals with delicious food. — Millî bayramlarımızı lezzetli yemeklerle kutlarız.
- barbecue (n) — barbekü, mangal
We have a barbecue with our neighbours every summer. — Her yaz komşularımızla bir barbekü yaparız.
- have a barbecue (v) — mangal yapmak
We have a barbecue with our friends on holidays. — Tatillerde arkadaşlarımızla mangal yaparız.
- Turkish Cypriot (n) — Kıbrıs Türkü
My aunt married a Turkish Cypriot. — Halam bir Kıbrıs Türküyle evlendi.
- cuisines of the world (n) — dünya mutfakları
We are learning about cuisines of the world this term. — Bu dönem dünya mutfaklarını öğreniyoruz.
- national (adj) — millî, ulusal
We celebrate our national festivals with delicious food. — Millî bayramlarımızı lezzetli yemeklerle kutlarız.
- culture (n) — kültür
Food is an important part of every culture. — Yemek, her kültürün önemli bir parçasıdır.
- recipe (n) — tarif
My grandmother shared her cake recipe with me. — Büyükannem kek tarifini benimle paylaştı.
- cook (v) — pişirmek
My grandmother cooks delicious Turkish food. — Büyükannem lezzetli Türk yemekleri pişirir.
- join (v) — katılmak
We join the food festival every year. — Her yıl yemek festivaline katılırız.
- share (v) — paylaşmak
Sharing food is an important tradition in our culture. — Yemek paylaşmak kültürümüzde önemli bir gelenektir.
- prepare (v) — hazırlamak
My mum prepares breakfast every morning. — Annem her sabah kahvaltı hazırlar.
- order (v) — sipariş etmek
We ordered steak at the restaurant. — Restoranda biftek sipariş ettik.
- try (v) — denemek
Would you like to try this new dish? — Bu yeni yemeği denemek ister misin?
- pick (v) — toplamak (meyve/sebze)
We picked cherries from the tree in summer. — Yazın ağaçtan kiraz topladık.
- add (v) — eklemek
We added mushrooms to the omelette. — Omlete mantar ekledik.
- chop (v) — doğramak
Chop the onion before you cook it. — Pişirmeden önce soğanı doğra.
- pour (v) — dökmek
Pour the sauce over the pasta. — Sosu makarnanın üzerine dök.
- country (n) — ülke
Turkish cuisine has many delicious dishes in this country. — Bu ülkede Türk mutfağının birçok lezzetli yemeği vardır.
- event (n) — etkinlik
The food festival is a fun event for the whole family. — Yemek festivali tüm aile için eğlenceli bir etkinliktir.
- popular (adj) — popüler, sevilen
Pizza is a popular dish all over the world. — Pizza dünyanın her yerinde popüler bir yemektir.
- favourite (adj) — en sevilen
What is your favourite dish from another country? — Başka bir ülkeden en sevdiğin yemek nedir?
- guest (n) — misafir
We always offer food to our guests first. — Misafirlerimize her zaman önce yemek ikram ederiz.
- offer (v) — ikram etmek, sunmak
We always offer food to our guests first. — Misafirlerimize her zaman önce yemek ikram ederiz.
- bring (v) — getirmek
Everyone brings a dish to the food festival. — Herkes yemek festivaline bir yemek getirir.
- street food (n) — sokak lezzeti
Simit is a popular Turkish street food. — Simit popüler bir Türk sokak lezzetidir.
- homemade (adj) — ev yapımı
I love my mum's homemade bread. — Annemin ev yapımı ekmeğine bayılıyorum.
- flavour (n) — lezzet, tat
Every country has its own special flavour. — Her ülkenin kendine özgü bir lezzeti vardır.