5. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- bear (n) — ayı
A bear can be dangerous in the wild. — Bir ayı doğada tehlikeli olabilir.
- tiger (n) — kaplan
The tiger is a strong and wild animal. — Kaplan güçlü ve vahşi bir hayvandır.
- elephant (n) — fil
An elephant is the biggest land animal. — Fil en büyük kara hayvanıdır.
- monkey (n) — maymun
Monkeys live in groups in the forest. — Maymunlar ormanda gruplar hâlinde yaşar.
- camel (n) — deve
A camel can live in the desert for a long time. — Bir deve çölde uzun süre yaşayabilir.
- whale (n) — balina
A whale is the biggest animal in the ocean. — Balina okyanustaki en büyük hayvandır.
- dolphin (n) — yunus
Dolphins are very intelligent sea animals. — Yunuslar çok zeki deniz hayvanlarıdır.
- rabbit (n) — tavşan
A rabbit hides quickly when it feels scared. — Bir tavşan korktuğunda hızlıca saklanır.
- snake (n) — yılan
Some snakes live in the desert. — Bazı yılanlar çölde yaşar.
- frog (n) — kurbağa
We saw a green frog near the lake. — Gölün yakınında yeşil bir kurbağa gördük.
- bee (n) — arı
A bee helps flowers grow by carrying pollen. — Bir arı, polen taşıyarak çiçeklerin büyümesine yardım eder.
- butterfly (n) — kelebek
A colourful butterfly landed on the flower. — Renkli bir kelebek çiçeğe kondu.
- spider (n) — örümcek
A spider makes its web between the trees. — Bir örümcek ağını ağaçların arasına örer.
- insect (n) — böcek
An insect has six legs. — Bir böceğin altı bacağı vardır.
- duck (n) — ördek
Ducks swim on the lake every morning. — Ördekler her sabah gölde yüzer.
- parrot (n) — papağan
A parrot can copy human speech. — Bir papağan insan konuşmasını taklit edebilir.
- chirp (v) — cıvıldamak
Birds chirp happily in the morning. — Kuşlar sabahları mutlu bir şekilde cıvıldar.
- species (n) — tür (canlı)
This forest is home to many endangered species. — Bu orman birçok nesli tükenmekte olan türe ev sahipliği yapar.
- wild (adj) — yabani, vahşi
We saw many wild animals on the safari. — Safaride birçok vahşi hayvan gördük.
- endangered (adj) — nesli tükenmekte olan
This forest is home to many endangered species. — Bu orman birçok nesli tükenmekte olan türe ev sahipliği yapar.
- mountain (n) — dağ
We went hiking up the mountain. — Dağa tırmanışa çıktık.
- desert (n) — çöl
A camel can live in the desert for a long time. — Bir deve çölde uzun süre yaşayabilir.
- rainforest (n) — yağmur ormanı
Many animals live in the rainforest. — Birçok hayvan yağmur ormanında yaşar.
- lake (n) — göl
We saw a green frog near the lake. — Gölün yakınında yeşil bir kurbağa gördük.
- river (n) — nehir
A river flows through the middle of the forest. — Bir nehir ormanın ortasından akar.
- ocean (n) — okyanus
A whale is the biggest animal in the ocean. — Balina okyanustaki en büyük hayvandır.
- sea (n) — deniz
We collected shells at the sea. — Denizde deniz kabukları topladık.
- savanna (n) — savan
Lions live in the savanna in Africa. — Aslanlar Afrika'daki savanda yaşar.
- wetland (n) — sulak alan
Many birds live in the wetland near the coast. — Sahilin yakınındaki sulak alanda birçok kuş yaşar.
- the Arctic (n) — Kuzey Kutbu
Polar bears live in the Arctic. — Kutup ayıları Kuzey Kutbu'nda yaşar.
- camping (n) — kamp yapma
We went camping near the lake last summer. — Geçen yaz gölün yakınında kamp yaptık.
- hiking (n) — doğa yürüyüşü
We went hiking up the mountain. — Dağa doğa yürüyüşüne çıktık.
- climbing (n) — tırmanış
Climbing is a fun activity in nature. — Tırmanış doğada eğlenceli bir etkinliktir.
- cycling (n) — bisiklete binme
Cycling in the forest is a great way to enjoy the view. — Ormanda bisiklete binmek manzaranın tadını çıkarmanın harika bir yolu.
- jogging (n) — hafif koşu
I like jogging in the park every morning. — Her sabah parkta hafif koşu yapmayı severim.
- sunbathing (n) — güneşlenme
Sunbathing on the beach is very relaxing. — Sahilde güneşlenmek çok rahatlatıcıdır.
- swing (v) — sallanmak, salıncakta sallanmak
Children swing happily in the park. — Çocuklar parkta mutlu bir şekilde sallanır.
- have a barbecue (v) — mangal yapmak
We have a barbecue in the countryside every summer. — Her yaz kırsalda mangal yaparız.
- enjoy the view (v) — manzaranın tadını çıkarmak
Cycling in the forest is a great way to enjoy the view. — Ormanda bisiklete binmek manzaranın tadını çıkarmanın harika bir yolu.
- collect (v) — toplamak
We collect shells at the beach. — Sahilde deniz kabukları toplarız.
- temperature (n) — sıcaklık
The temperature in the desert can be very high. — Çöldeki sıcaklık çok yüksek olabilir.
- storm (n) — fırtına
A big storm hit the coast last night. — Dün gece sahile büyük bir fırtına vurdu.
- wind (n) — rüzgâr
The wind is very strong on the mountain. — Dağda rüzgâr çok güçlü.
- sky (n) — gökyüzü
The sky was clear and blue today. — Gökyüzü bugün açık ve maviydi.
- ice (n) — buz
The lake is covered with ice in winter. — Göl kışın buzla kaplıdır.
- dry (adj) — kurak, kuru
The desert is dry and hot all year. — Çöl yıl boyunca kurak ve sıcaktır.
- wet (adj) — ıslak
The ground is wet after the storm. — Fırtınadan sonra zemin ıslak.
- mud (n) — çamur
We got mud on our shoes in the forest. — Ormanda ayakkabılarımıza çamur bulaştı.
- sand (n) — kum
The children built a sandcastle on the sand. — Çocuklar kumun üzerinde bir kum kalesi yaptı.
- high (adj) — yüksek
The mountain is very high and hard to climb. — Dağ çok yüksek ve tırmanması zor.
- land (n) — kara, arazi
Elephants are the biggest land animals. — Filler en büyük kara hayvanlarıdır.
- habitat (n) — yaşam alanı, habitat
This forest is the habitat of many wild animals. — Bu orman birçok vahşi hayvanın yaşam alanıdır.
- nature (n) — doğa
We should always protect nature. — Doğayı her zaman korumalıyız.
- wide (adj) — geniş
The river is very wide near the sea. — Nehir denize yakın yerde çok geniş.
- reach (v) — ulaşmak
It took us three hours to reach the top of the mountain. — Dağın zirvesine ulaşmamız üç saat sürdü.
- exist (v) — var olmak
Many rare species still exist in this rainforest. — Bu yağmur ormanında hâlâ birçok nadir tür var olmaya devam ediyor.
- hunt (v) — avlanmak
Tigers hunt at night in the forest. — Kaplanlar ormanda geceleri avlanır.
- feed (v) — beslemek, beslenmek
Rabbits feed on grass and vegetables. — Tavşanlar çim ve sebzelerle beslenir.
- kill (v) — öldürmek
Hunting can kill many endangered animals. — Avlanmak birçok nesli tükenmekte olan hayvanı öldürebilir.
- cut down (v) — kesmek (ağaç)
People shouldn't cut down trees in the rainforest. — İnsanlar yağmur ormanındaki ağaçları kesmemeli.
- protect (v) — korumak
We should always protect nature. — Doğayı her zaman korumalıyız.
- save (v) — kurtarmak
We can save endangered species by protecting their habitat. — Nesli tükenmekte olan türleri, yaşam alanlarını koruyarak kurtarabiliriz.
- recycle (v) — geri dönüştürmek
We recycle paper and plastic at home. — Evde kâğıt ve plastik geri dönüştürürüz.
- destroy (v) — yok etmek
Pollution can destroy the habitat of many animals. — Kirlilik, birçok hayvanın yaşam alanını yok edebilir.
- pick (v) — toplamak, koparmak
Please don't pick the flowers in the park. — Lütfen parktaki çiçekleri koparma.
- plant (v) — dikmek
We plant new trees in the forest every spring. — Her ilkbaharda ormana yeni ağaçlar dikeriz.
- clean up (v) — temizlemek
Volunteers clean up the beach every weekend. — Gönüllüler her hafta sonu sahili temizler.
- nature reserve (n) — doğa koruma alanı
Many endangered animals live in the nature reserve. — Birçok nesli tükenmekte olan hayvan doğa koruma alanında yaşar.
- pollution (n) — kirlilik
Pollution can destroy the habitat of many animals. — Kirlilik, birçok hayvanın yaşam alanını yok edebilir.
- volunteer (n) — gönüllü
Volunteers clean up the beach every weekend. — Gönüllüler her hafta sonu sahili temizler.
- waterfall (n) — şelale
We saw a beautiful waterfall in the forest. — Ormanda güzel bir şelale gördük.
- valley (n) — vadi
The village is in a green valley. — Köy yeşil bir vadide bulunuyor.
- cliff (n) — uçurum, kayalık
Be careful near the cliff. — Uçurumun yakınında dikkatli ol.
- shore (n) — kıyı, sahil
We walked along the shore at sunset. — Gün batımında kıyı boyunca yürüdük.
- cave (n) — mağara
We explored a dark cave in the mountain. — Dağdaki karanlık bir mağarayı keşfettik.
- field (n) — tarla, kır
Sheep graze in the green field. — Koyunlar yeşil tarlada otlar.
- path (n) — patika, yol
We followed a narrow path through the forest. — Ormanda dar bir patikayı takip ettik.
- island (n) — ada
We took a boat to a small island. — Küçük bir adaya bir teknede gittik.
- coast (n) — kıyı, sahil şeridi
We spent our holiday on the coast. — Tatilimizi sahil şeridinde geçirdik.
- view (n) — manzara
Cycling in the forest is a great way to enjoy the view. — Ormanda bisiklete binmek manzaranın tadını çıkarmanın harika bir yolu.
- rare (adj) — nadir
This forest is home to many rare species. — Bu orman birçok nadir türe ev sahipliği yapar.
- beautiful (adj) — güzel
The view from the mountain was beautiful. — Dağdan görünen manzara güzeldi.
- peaceful (adj) — huzurlu
The lake was calm and peaceful in the morning. — Göl sabah sakin ve huzurluydu.
- natural (adj) — doğal
This is a natural park with many trees. — Bu birçok ağacı olan doğal bir park.
- colourful (adj) — renkli
A colourful butterfly landed on the flower. — Renkli bir kelebek çiçeğe kondu.
- dangerous (adj) — tehlikeli
A bear can be dangerous in the wild. — Bir ayı doğada tehlikeli olabilir.
- calm (adj) — sakin
The sea was calm during our trip. — Gezimiz sırasında deniz sakindi.
- fresh (adj) — taze
We breathed the fresh mountain air. — Taze dağ havasını soluduk.
- green (adj) — yeşil, doğa dostu
We try to live a green lifestyle. — Doğa dostu bir yaşam tarzı sürdürmeye çalışıyoruz.
- thick (adj) — sık, kalın
The forest has thick, tall trees. — Ormanda sık ve uzun ağaçlar var.
- environment (n) — çevre
We must take care of our environment. — Çevremize özen göstermeliyiz.
- view of nature (n) — doğa manzarası
We enjoyed the view of nature from the hill. — Tepeden doğa manzarasının tadını çıkardık.
- trip (n) — gezi
We went on a nature trip last weekend. — Geçen hafta sonu bir doğa gezisine çıktık.
- adventure (n) — macera
Camping in the forest was a great adventure. — Ormanda kamp yapmak harika bir maceraydı.
- guide (n) — rehber
The guide showed us different plants in the forest. — Rehber bize ormandaki farklı bitkileri gösterdi.
- backpack (n) — sırt çantası
I packed my backpack for the hiking trip. — Doğa yürüyüşü gezisi için sırt çantamı hazırladım.
- tent (n) — çadır
We set up our tent near the lake. — Çadırımızı gölün yakınına kurduk.
- torch (n) — el feneri
We used a torch to find our way in the dark. — Karanlıkta yolumuzu bulmak için bir el feneri kullandık.
- compass (n) — pusula
A compass helps hikers find their direction. — Bir pusula, doğa yürüyüşçülerinin yönünü bulmasına yardımcı olur.
- map (n) — harita
We used a map to plan our hiking route. — Doğa yürüyüşü güzergâhımızı planlamak için bir harita kullandık.