5. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- planet (n) — gezegen
Earth is a planet in our solar system. — Dünya, güneş sistemimizdeki bir gezegendir.
- moon (n) — ay (gök cismi)
The Moon moves around the Earth. — Ay, Dünya'nın etrafında döner.
- star (n) — yıldız
We can see many stars in the sky at night. — Geceleri gökyüzünde birçok yıldız görebiliriz.
- asteroid (n) — asteroit
An asteroid is a rocky object that moves around the Sun. — Bir asteroit, Güneş'in etrafında dönen kayalık bir cisimdir.
- comet (n) — kuyruklu yıldız
A comet has a bright tail as it moves through space. — Bir kuyruklu yıldızın, uzayda hareket ederken parlak bir kuyruğu vardır.
- dwarf (n) — cüce (gezegen)
Pluto is now called a dwarf planet. — Plüton artık cüce gezegen olarak adlandırılıyor.
- the Sun (n) — Güneş
The Sun gives us light and heat. — Güneş bize ışık ve ısı verir.
- the Moon (n) — Ay
The Moon moves around the Earth every month. — Ay her ay Dünya'nın etrafında döner.
- Earth (n) — Dünya
Earth is the only planet with life that we know of. — Dünya, bildiğimiz kadarıyla hayatın olduğu tek gezegendir.
- the Milky Way (n) — Samanyolu
Our solar system is part of the Milky Way galaxy. — Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.
- solar system (n) — güneş sistemi
Earth is a planet in our solar system. — Dünya, güneş sistemimizdeki bir gezegendir.
- galaxy (n) — galaksi
Our solar system is part of the Milky Way galaxy. — Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.
- orbit (n) — yörünge
The Earth's orbit around the Sun takes one year. — Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesi bir yıl sürer.
- movement (n) — hareket
The movement of the planets is very slow to us. — Gezegenlerin hareketi bize göre çok yavaştır.
- diameter (n) — çap
The diameter of Jupiter is much bigger than Earth's. — Jüpiter'in çapı Dünya'nınkinden çok daha büyüktür.
- size (n) — boyut, büyüklük
The size of the Sun is much bigger than the Earth. — Güneş'in boyutu Dünya'dan çok daha büyüktür.
- enormous (adj) — devasa
The Sun is an enormous ball of hot gas. — Güneş, sıcak gazdan oluşan devasa bir küredir.
- deep (adj) — derin
Space is deep and full of mystery. — Uzay derin ve gizemlerle doludur.
- ring (n) — halka
Saturn has beautiful rings around it. — Satürn'ün etrafında güzel halkalar vardır.
- tilt (n) — eğim
The Earth's tilt causes the four seasons. — Dünya'nın eğimi dört mevsime neden olur.
- astronaut (n) — astronot
An astronaut travels to space to do research. — Bir astronot araştırma yapmak için uzaya seyahat eder.
- discover (v) — keşfetmek
Scientists discover new stars every year. — Bilim insanları her yıl yeni yıldızlar keşfeder.
- explore (v) — keşfetmek, araştırmak
Astronauts explore space to learn more about it. — Astronotlar uzay hakkında daha fazla bilgi edinmek için onu keşfeder.
- space (n) — uzay
Astronauts travel to space to do research. — Astronotlar araştırma yapmak için uzaya seyahat eder.
- stone (n) — taş
Scientists study space stones to learn about the universe. — Bilim insanları evren hakkında bilgi edinmek için uzay taşlarını inceler.
- dust (n) — toz
Space dust can be found between the planets. — Uzay tozu gezegenlerin arasında bulunabilir.
- connect (v) — bağlamak
Satellites connect people all around the world. — Uydular dünyanın her yerindeki insanları birbirine bağlar.
- population (n) — nüfus
The population of Earth is growing every year. — Dünya'nın nüfusu her yıl artıyor.
- recent (adj) — yakın zamanlı, son
Scientists made a recent discovery about Mars. — Bilim insanları Mars hakkında yakın zamanlı bir keşif yaptı.
- provide (v) — sağlamak
The Sun provides light and heat for our planet. — Güneş gezegenimize ışık ve ısı sağlar.
- atmosphere (n) — atmosfer
The Earth's atmosphere protects us from the Sun. — Dünya'nın atmosferi bizi Güneş'ten korur.
- surface (n) — yüzey
The surface of the Moon is covered with rocks. — Ay'ın yüzeyi kayalarla kaplıdır.
- environment (n) — çevre
We should protect our environment for the future. — Gelecek için çevremizi korumalıyız.
- glacier (n) — buzul
Glaciers are melting because of climate change. — Buzullar, iklim değişikliği yüzünden eriyor.
- valley (n) — vadi
There is a deep valley between the two mountains. — İki dağ arasında derin bir vadi vardır.
- habitable (adj) — yaşanabilir
Earth is a habitable planet for humans. — Dünya, insanlar için yaşanabilir bir gezegendir.
- source (n) — kaynak
The Sun is our main source of energy. — Güneş, bizim başlıca enerji kaynağımızdır.
- liquid (n) — sıvı
Water is a liquid that we need to survive. — Su, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan bir sıvıdır.
- solid (n) — katı
Ice is water in its solid form. — Buz, suyun katı hâlidir.
- rise (v) — yükselmek, doğmak
The Sun rises in the east every morning. — Güneş her sabah doğudan doğar.
- climate (n) — iklim
The climate of the desert is very hot and dry. — Çölün iklimi çok sıcak ve kuraktır.
- change (n) — değişim
Climate change is a big problem for our planet. — İklim değişikliği gezegenimiz için büyük bir sorundur.
- heat (n) — ısı
The Sun gives us light and heat. — Güneş bize ışık ve ısı verir.
- light (n) — ışık
The Sun gives us light and heat. — Güneş bize ışık ve ısı verir.
- freeze (v) — donmak
Water can freeze into ice in winter. — Su kışın donarak buza dönüşebilir.
- smoke (n) — duman
Factories produce a lot of smoke that pollutes the air. — Fabrikalar havayı kirleten çok fazla duman üretir.
- temperature (n) — sıcaklık
The temperature on Mars is much colder than on Earth. — Mars'taki sıcaklık Dünya'dakinden çok daha soğuktur.
- disaster (n) — felaket, afet
A natural disaster can harm the environment badly. — Doğal bir afet çevreye ciddi şekilde zarar verebilir.
- weather (n) — hava durumu
The weather in space is very different from Earth. — Uzaydaki hava durumu Dünya'dakinden çok farklıdır.
- season (n) — mevsim
The Earth's tilt causes the four seasons. — Dünya'nın eğimi dört mevsime neden olur.
- plant (n) — bitki
Plants need light and water to grow. — Bitkilerin büyümek için ışığa ve suya ihtiyacı vardır.
- recycle (v) — geri dönüştürmek
We should recycle paper and plastic to help the planet. — Gezegene yardımcı olmak için kâğıt ve plastiği geri dönüştürmeliyiz.
- reduce (v) — azaltmak
We must reduce pollution to protect the environment. — Çevreyi korumak için kirliliği azaltmalıyız.
- save (v) — kurtarmak, tasarruf etmek
We should save energy to protect our planet. — Gezegenimizi korumak için enerjiden tasarruf etmeliyiz.
- prevent (v) — önlemek
We can prevent pollution by using less plastic. — Daha az plastik kullanarak kirliliği önleyebiliriz.
- protect (v) — korumak
We should protect our environment for the future. — Gelecek için çevremizi korumalıyız.
- pollution (n) — kirlilik
Pollution is a big problem for our planet. — Kirlilik gezegenimiz için büyük bir sorundur.
- resource (n) — doğal kaynak
We must use natural resources carefully. — Doğal kaynakları dikkatli kullanmalıyız.
- energy (n) — enerji
The Sun is our main source of energy. — Güneş, bizim başlıca enerji kaynağımızdır.
- water (n) — su
Water is a liquid that we need to survive. — Su, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan bir sıvıdır.
- natural disaster (n) — doğal afet
A natural disaster can harm the environment badly. — Doğal bir afet çevreye ciddi şekilde zarar verebilir.
- global warming (n) — küresel ısınma
Global warming is causing glaciers to melt. — Küresel ısınma buzulların erimesine neden oluyor.
- harm (v) — zarar vermek
A natural disaster can harm the environment badly. — Doğal bir afet çevreye ciddi şekilde zarar verebilir.
- melt (v) — erimek
Glaciers are melting because of climate change. — Buzullar, iklim değişikliği yüzünden eriyor.
- waste (n) — atık, çöp
We should not throw waste into rivers. — Nehirlere atık atmamalıyız.
- plastic (n) — plastik
We can prevent pollution by using less plastic. — Daha az plastik kullanarak kirliliği önleyebiliriz.
- air pollution (n) — hava kirliliği
Factories produce smoke that causes air pollution. — Fabrikalar hava kirliliğine neden olan duman üretir.
- greenhouse effect (n) — sera etkisi
The greenhouse effect is making our planet warmer. — Sera etkisi gezegenimizi ısıtıyor.
- threat (n) — tehdit
Climate change is a threat to many animals. — İklim değişikliği birçok hayvan için bir tehdittir.
- effect (n) — etki
Pollution has a bad effect on our health. — Kirlilik sağlığımız üzerinde kötü bir etkiye sahiptir.
- observe (v) — gözlemlemek
Astronomers observe the stars every night. — Astronomlar her gece yıldızları gözlemler.
- study (v) — incelemek, çalışmak
Scientists study space to understand the universe. — Bilim insanları evreni anlamak için uzayı inceler.
- travel (v) — seyahat etmek
Astronauts travel to space to do research. — Astronotlar araştırma yapmak için uzaya seyahat eder.
- spin around (v) — kendi etrafında dönmek
The Moon spins around slowly as it moves. — Ay hareket ederken yavaşça kendi etrafında döner.
- shine (v) — parlamak
Stars shine brightly in the night sky. — Yıldızlar gece gökyüzünde parlak bir şekilde parlar.
- move (v) — hareket etmek
The planets move around the Sun. — Gezegenler Güneş'in etrafında hareket eder.
- appear (v) — görünmek, ortaya çıkmak
Stars appear in the sky after sunset. — Yıldızlar gün batımından sonra gökyüzünde görünür.
- form (v) — oluşmak, oluşturmak
Clouds form when water vapour rises into the sky. — Su buharı gökyüzüne yükseldiğinde bulutlar oluşur.
- increase (v) — artmak, artırmak
The population of Earth is increasing every year. — Dünya'nın nüfusu her yıl artıyor.
- spin (v) — dönmek (kendi ekseninde)
The Earth spins on its own axis. — Dünya kendi ekseni etrafında döner.
- huge (adj) — kocaman, çok büyük
The Sun is a huge ball of hot gas. — Güneş, sıcak gazdan oluşan kocaman bir küredir.
- bright (adj) — parlak
Stars shine brightly in the night sky. — Yıldızlar gece gökyüzünde parlak bir şekilde parlar.
- distant (adj) — uzak
Some stars are very distant from Earth. — Bazı yıldızlar Dünya'dan çok uzaktır.
- cold (adj) — soğuk
The temperature on Mars is much colder than on Earth. — Mars'taki sıcaklık Dünya'dakinden çok daha soğuktur.
- hot (adj) — sıcak
The Sun's surface is extremely hot. — Güneş'in yüzeyi son derece sıcaktır.
- clean (adj) — temiz
We must keep the air clean for future generations. — Gelecek nesiller için havayı temiz tutmalıyız.
- careful (adj) — dikkatli
We must use natural resources carefully. — Doğal kaynakları dikkatli kullanmalıyız.
- important (adj) — önemli
Protecting the environment is important for everyone. — Çevreyi korumak herkes için önemlidir.
- mysterious (adj) — gizemli
Space is deep and mysterious. — Uzay derin ve gizemlidir.
- bright light (n) — parlak ışık
A comet has a bright light as it moves through space. — Bir kuyruklu yıldızın uzayda hareket ederken parlak bir ışığı vardır.
- future (n) — gelecek
We should protect our environment for the future. — Gelecek için çevremizi korumalıyız.
- universe (n) — evren
Scientists study space to understand the universe. — Bilim insanları evreni anlamak için uzayı inceler.
- research (n) — araştırma
An astronaut travels to space to do research. — Bir astronot araştırma yapmak için uzaya seyahat eder.
- discovery (n) — keşif
Scientists made a recent discovery about Mars. — Bilim insanları Mars hakkında yakın zamanlı bir keşif yaptı.
- telescope (n) — teleskop
We used a telescope to see the stars more clearly. — Yıldızları daha net görmek için bir teleskop kullandık.
- mission (n) — görev
The space mission will take several months. — Uzay görevi birkaç ay sürecek.
- generation (n) — nesil
We must keep the air clean for future generations. — Gelecek nesiller için havayı temiz tutmalıyız.
- planet Earth (n) — Dünya gezegeni
We must all work together to protect planet Earth. — Dünya gezegenini korumak için hepimiz birlikte çalışmalıyız.
- outer space (n) — dış uzay
Astronauts travel through outer space in a rocket. — Astronotlar dış uzayda bir roketle seyahat eder.
- night sky (n) — gece gökyüzü
We can see many stars in the night sky. — Gece gökyüzünde birçok yıldız görebiliriz.