5. Sınıf İngilizce (Maarif) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- jacket (n) — ceket
I love your new jacket. Where did you buy it? — Yeni ceketine bayıldım. Nereden aldın?
- T-shirt (n) — tişört
She wears a T-shirt and jeans. — Bir tişört ve kot pantolon giyiyor.
- jeans (n) — kot pantolon
Are your shoes new? Do you like your jeans too? — Ayakkabıların yeni mi? Kot pantolonunu da beğendin mi?
- shorts (n) — şort
She wears shorts in hot weather. — Sıcak havada şort giyer.
- jumper (n) — kazak
He wears a warm jumper in winter. — Kışın sıcak bir kazak giyer.
- raincoat (n) — yağmurluk
She wears a raincoat, jeans and shoes. — Bir yağmurluk, kot pantolon ve ayakkabı giyiyor.
- skirt (n) — etek
She is wearing a long skirt today. — Bugün uzun bir etek giyiyor.
- trousers (n) — pantolon
He is wearing dark trousers and a shirt. — Koyu renk bir pantolon ve gömlek giyiyor.
- shirt (n) — gömlek
He wears a shirt for the school event. — Okul etkinliği için bir gömlek giyiyor.
- dress (n) — elbise
She is wearing a beautiful dress today. — Bugün güzel bir elbise giyiyor.
- headscarf (n) — başörtüsü
She is wearing a colourful headscarf. — Renkli bir başörtüsü takıyor.
- gloves (n) — eldiven
She has got gloves and an umbrella. — Eldivenleri ve bir şemsiyesi var.
- umbrella (n) — şemsiye
She has got gloves and an umbrella. — Eldivenleri ve bir şemsiyesi var.
- hat (n) — şapka
He is wearing a hat in the sun. — Güneşte bir şapka takıyor.
- handbag (n) — el çantası
She is carrying a small handbag. — Küçük bir el çantası taşıyor.
- comfortable clothes (n) — rahat kıyafetler
She needs comfortable clothes, doesn't she? — Rahat kıyafetlere ihtiyacı var, değil mi?
- accessory (n) — aksesuar
Name three accessories women often wear. — Kadınların sık taktığı üç aksesuar söyle.
- clothing item (n) — kıyafet parçası
Name two clothing items you wear only in cold weather. — Sadece soğuk havada giydiğin iki kıyafet parçasını söyle.
- present (n) — hediye
It's a present from my mother. — O annemden bir hediye.
- shoes (n) — ayakkabılar
Are your shoes new? Do you like them? — Ayakkabıların yeni mi? Onları beğendin mi?
- nose (n) — burun
Rose has got a small nose. — Rose'un küçük bir burnu var.
- hand (n) — el
Write Rose's body parts, starting with a hand. — Rose'un vücut bölümlerini elle başlayarak yaz.
- arm (n) — kol
Rose has got two short arms. — Rose'un iki kısa kolu var.
- leg (n) — bacak
Rose has got two short legs. — Rose'un iki kısa bacağı var.
- foot (n) — ayak
What does Rose look like? She has got a small foot. — Rose neye benziyor? Küçük bir ayağı var.
- head (n) — kafa, baş
Rose has got a round head. — Rose'un yuvarlak bir kafası var.
- eye (n) — göz
Rose has got two big eyes. — Rose'un iki büyük gözü var.
- body part (n) — vücut bölümü
Melissa tells the body parts of the fairy. — Melissa perinin vücut bölümlerini anlatıyor.
- medium height (n) — orta boy
Lara is thin and of medium height. — Lara zayıf ve orta boylu.
- physical feature (n) — fiziksel özellik
Ali tells Lara's physical features. — Ali, Lara'nın fiziksel özelliklerini anlatıyor.
- thin (adj) — zayıf, ince
Lara is thin and of medium height. — Lara zayıf ve orta boylu.
- tall (adj) — uzun boylu
He is tall and wears a hat. — Uzun boylu ve bir şapka takıyor.
- curly (adj) — kıvırcık
Lara has got curly hair. — Lara'nın kıvırcık saçları var.
- straight (adj) — düz (saç)
Tom has got straight hair. — Tom'un düz saçları var.
- wavy (adj) — dalgalı
Her hair is wavy and long. — Saçı dalgalı ve uzun.
- short (adj) — kısa
Rose has got two short legs. — Rose'un iki kısa bacağı var.
- round (adj) — yuvarlak
Rose has got a round head. — Rose'un yuvarlak bir kafası var.
- big (adj) — büyük
Rose has got two big eyes. — Rose'un iki büyük gözü var.
- small (adj) — küçük
Rose has got a small nose. — Rose'un küçük bir burnu var.
- what does someone look like (adj) — biri nasıl görünür
What does Rose look like? — Rose neye benziyor?
- read books (v) — kitap okumak
I like to read books in my free time. — Boş zamanımda kitap okumayı severim.
- read a magazine (v) — dergi okumak
She likes to read a magazine after school. — Okuldan sonra dergi okumayı sever.
- watch TV (v) — televizyon izlemek
They watch TV in the evening. — Akşamları televizyon izlerler.
- play video games (v) — video oyunu oynamak
He likes to play video games at the weekend. — Hafta sonu video oyunu oynamayı sever.
- play chess (v) — satranç oynamak
We play chess after school. — Okuldan sonra satranç oynarız.
- go shopping (v) — alışverişe gitmek
They go shopping on Saturdays. — Cumartesileri alışverişe giderler.
- meet friends (v) — arkadaşlarla buluşmak
I meet friends in the park. — Parkta arkadaşlarımla buluşurum.
- draw pictures (v) — resim çizmek
She likes to draw pictures every day. — Her gün resim çizmeyi sever.
- go to the park (v) — parka gitmek
We go to the park on sunny days. — Güneşli günlerde parka gideriz.
- watch the stars (v) — yıldızları izlemek
Lara always watches the stars to find the way. — Lara yolu bulmak için her zaman yıldızları izler.
- not OK (adj) — iyi olmama
Why isn't Sara OK? — Sara neden iyi değil?
- ready (adj) — hazır
She isn't ready for the quiz. — Kısa sınav için hazır değil.
- quiz (n) — kısa sınav
She isn't ready for the quiz. — Kısa sınav için hazır değil.
- need to see the coach (v) — antrenörü görmesi gerekmek
Why does Sara need to see the coach? — Sara neden antrenörü görmesi gerekiyor?
- pop round (v) — uğramak
I'll pop round to see you later! — Sonra sana uğrayacağım!
- make fun of (v) — alay etmek
Don't make fun of people! — İnsanlarla alay etme!
- sort out (v) — çözmek, halletmek
Let's sort out the problem! — Sorunu çözelim!
- show off (v) — hava atmak, gösteriş yapmak
Speak kindly and don't show off. — Nazikçe konuş ve hava atma.
- kindly (adv) — nazikçe
Speak kindly and don't show off. — Nazikçe konuş ve hava atma.
- basketball tournament (n) — basketbol turnuvası
When is the basketball tournament? — Basketbol turnuvası ne zaman?
- wear (v) — giymek
What does Lara wear? She wears a raincoat, jeans... — Lara ne giyiyor? Bir yağmurluk, kot pantolon giyiyor...
- choose (v) — seçmek
Jack chooses clothes for Lara. — Jack, Lara için kıyafetler seçiyor.
- buy (v) — satın almak
I love your new jacket. Where did you buy it? — Yeni ceketine bayıldım. Nereden aldın?
- travel around the world (v) — dünyayı gezmek
Tom likes to travel around the world. — Tom dünyayı gezmeyi sever.
- make materials (v) — malzeme yapmak
Tom likes to make materials for the project. — Tom proje için malzeme yapmayı sever.
- introduce (v) — tanıtmak
Ali introduces Tom and talks about his activities. — Ali, Tom'u tanıtıyor ve etkinliklerinden bahsediyor.
- look like (v) — benzemek, görünmek
What does Rose look like? — Rose neye benziyor?
- spin (v) — döndürmek
Spin the paper clip. — Ataşı döndür.
- name (v) — isimlendirmek, söylemek
Name two items people wear on their heads. — İnsanların başlarına taktığı iki eşyayı söyle.
- list (v) — listelemek
List the classroom rules. — Sınıf kurallarını listele.
- nice (adj) — güzel, hoş
It's nice, isn't it? — Güzel, değil mi?
- great (adj) — harika
Yes, they look great. — Evet, harika görünüyorlar.
- new (adj) — yeni
I love your new jacket. — Yeni ceketine bayıldım.
- sure (adj) — emin
Sure, it is. — Kesinlikle öyle.
- hot (adj) — sıcak
Name two clothing items you wear only in hot weather. — Sadece sıcak havada giydiğin iki kıyafet parçasını söyle.
- cold (adj) — soğuk
Name two clothing items you wear only in cold weather. — Sadece soğuk havada giydiğin iki kıyafet parçasını söyle.
- suitable (adj) — uygun
Write a suitable title for each part. — Her bölüm için uygun bir başlık yaz.
- dream (adj) — hayal edilen, hayalindeki
This is my dream classroom. — Bu benim hayalimdeki sınıf.
- correct (adj) — doğru
Put the events in the correct order. — Olayları doğru sıraya koy.
- colourful (adj) — renkli
She is wearing a colourful headscarf. — Renkli bir başörtüsü takıyor.
- always (adv) — her zaman
Lara always watches the stars to find the way. — Lara yolu bulmak için her zaman yıldızları izler.
- later (adv) — daha sonra
I'll pop round to see you later! — Sonra sana uğrayacağım!
- only (adv) — sadece
Name one item of clothing only women wear. — Sadece kadınların giydiği bir kıyafeti söyle.
- today (adv) — bugün
She is wearing a beautiful dress today. — Bugün güzel bir elbise giyiyor.
- together (adv) — birlikte
Ali and Melissa start choosing the game characters' clothes together. — Ali ve Melissa oyun karakterlerinin kıyafetlerini birlikte seçmeye başlıyor.
- kind of (adv) — tür, çeşit
What kind of activities should we choose for her? — Onun için ne tür etkinlikler seçmeliyiz?
- by the way (adv) — bu arada
By the way, are your shoes new? — Bu arada, ayakkabıların yeni mi?
- certainly (adv) — kesinlikle, elbette
Do you want to join us? Certainly! — Bize katılmak ister misin? Kesinlikle!
- only in cold weather (adv) — sadece soğuk havada
Name two clothing items you wear only in cold weather. — Sadece soğuk havada giydiğin iki kıyafet parçasını söyle.
- often (adv) — sıklıkla
Name three accessories women often wear. — Kadınların sıklıkla taktığı üç aksesuar söyle.
- game character (n) — oyun karakteri
Ali and Melissa start choosing the game characters' clothes. — Ali ve Melissa oyun karakterlerinin kıyafetlerini seçmeye başlıyor.
- daily routine (n) — günlük rutin
We are learning about daily routines and activities. — Günlük rutinler ve etkinlikler hakkında öğreniyoruz.
- fairy (n) — peri
Melissa tells the body parts of the fairy. — Melissa perinin vücut bölümlerini anlatıyor.
- weather (n) — hava durumu
Name two clothing items you wear only in hot weather. — Sadece sıcak havada giydiğin iki kıyafet parçasını söyle.
- point (n) — puan
Find the correct items and get the points. — Doğru eşyaları bul ve puanları kazan.
- event (n) — olay, etkinlik
Put the events in the correct order. — Olayları doğru sıraya koy.
- title (n) — başlık
Write a suitable title for each part. — Her bölüm için uygun bir başlık yaz.
- map (n) — harita
Tom likes to read a map. — Tom harita okumayı sever.
- project (n) — proje
What do they need for the project? — Proje için neye ihtiyaçları var?
- material (n) — malzeme
Tom likes to make materials. — Tom malzeme yapmayı sever.