5. Sınıf İngilizce (Maarif) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- mother (n) — anne
Emma's mother is having a barbecue. — Emma'nın annesi mangal yapıyor.
- father (n) — baba
Emma's father is playing a board game with the children. — Emma'nın babası çocuklarla bir kutu oyunu oynuyor.
- brother (n) — erkek kardeş
Mike tells Emma about his family's hobbies, including his brother's. — Mike, Emma'ya ailesinin hobilerinden, kardeşininkiler de dahil, bahsediyor.
- sister (n) — kız kardeş
His sister is playing the guitar. — Kız kardeşi gitar çalıyor.
- grandmother (n) — büyükanne
Your grandmother always makes the best biscuits and sandwiches. — Büyükannen her zaman en iyi bisküvi ve sandviçleri yapar.
- grandfather (n) — büyükbaba
Your grandfather also plays great songs with his guitar. — Büyükbaban da gitarıyla harika şarkılar çalar.
- uncle (n) — amca, dayı
My dad is fishing with my uncle. — Babam amcamla balık tutuyor.
- family member (n) — aile üyesi
Emma shows her family members' photos to Mike. — Emma, Mike'a aile üyelerinin fotoğraflarını gösteriyor.
- couple (n) — çift
They are a nice couple, aren't they? — Onlar hoş bir çift, değil mi?
- pet (n) — evcil hayvan
One of the family members is taking care of a pet. — Aile üyelerinden biri bir evcil hayvana bakıyor.
- having a picnic (v) — piknik yapma
One of the family members is having a picnic. — Aile üyelerinden biri piknik yapıyor.
- resting (v) — dinlenme
Emma's grandfather is resting in the garden. — Emma'nın büyükbabası bahçede dinleniyor.
- playing the guitar (v) — gitar çalma
His sister is playing the guitar. — Kız kardeşi gitar çalıyor.
- playing a board game (v) — kutu oyunu oynama
Mehmet is playing a board game in the first picture. — Mehmet ilk resimde bir kutu oyunu oynuyor.
- fishing (v) — balık tutma
What is Emma doing? She is fishing. — Emma ne yapıyor? Balık tutuyor.
- dancing (v) — dans etme
Mike's mother is dancing at a festival. — Mike'ın annesi bir festivalde dans ediyor.
- taking photos (v) — fotoğraf çekme
One of the family members is taking photos. — Aile üyelerinden biri fotoğraf çekiyor.
- visiting a museum (v) — müze ziyaret etme
One family visits an art museum together. — Bir aile birlikte bir sanat müzesini ziyaret ediyor.
- cycling (v) — bisiklete binme
One of the boys is cycling near the park. — Erkeklerden biri parkın yakınında bisiklete biniyor.
- swimming (v) — yüzme
Some children are swimming at the beach. — Bazı çocuklar sahilde yüzüyor.
- having a barbecue (v) — mangal yapma
Emma's mother is having a barbecue. — Emma'nın annesi mangal yapıyor.
- camping (n) — kamp yapma
One family is camping in the forest. — Bir aile ormanda kamp yapıyor.
- tidying up the tent (v) — çadırı toparlama
Someone is tidying up the tent before dinner. — Biri akşam yemeğinden önce çadırı topluyor.
- tidying up the house (v) — evi toparlama
Let's tidy up the house together! — Evi birlikte toparlayalım!
- taking care of a pet (v) — evcil hayvana bakma
One family member is taking care of a pet. — Aile üyelerinden biri bir evcil hayvana bakıyor.
- making biscuits (v) — bisküvi yapma
Your grandmother always makes the best biscuits and sandwiches. — Büyükannen her zaman en iyi bisküvi ve sandviçleri yapar.
- picnic at the beach (n) — sahilde piknik
One event is a picnic at the beach. — Etkinliklerden biri sahilde piknik.
- birthday party (n) — doğum günü partisi
Mike talks about his parents' routines at birthday parties. — Mike, ebeveynlerinin doğum günü partilerindeki rutinlerinden bahsediyor.
- art museum (n) — sanat müzesi
One family visits an art museum. — Bir aile bir sanat müzesini ziyaret ediyor.
- organise a trip (v) — gezi düzenlemek
Emma suggests organising a trip for the weekend. — Emma, hafta sonu için bir gezi düzenlemeyi öneriyor.
- camera (n) — fotoğraf makinesi
Tick the camera if you see it in the picture. — Resimde görürsen fotoğraf makinesini işaretle.
- radio (n) — radyo
There is a radio in the picture. — Resimde bir radyo var.
- bicycle (n) — bisiklet
There is a bicycle near the tent. — Çadırın yakınında bir bisiklet var.
- tent (n) — çadır
Someone is tidying up the tent. — Biri çadırı topluyor.
- board game (n) — kutu oyunu
Mehmet is playing a board game. — Mehmet bir kutu oyunu oynuyor.
- teddy bear (n) — oyuncak ayı
There is a teddy bear in the tent. — Çadırda bir oyuncak ayı var.
- guitar (n) — gitar
His sister is playing the guitar. — Kız kardeşi gitar çalıyor.
- watch (n) — kol saati
Who has got a new watch? — Kimin yeni bir kol saati var?
- scarf (n) — atkı, eşarp
I've got a blue dress, a red scarf, a silver watch, and white shoes. — Mavi bir elbisem, kırmızı bir eşarbım, gümüş bir kol saatim ve beyaz ayakkabılarım var.
- wardrobe (n) — gardırop
This is my wardrobe. I've got a blue dress and a red scarf. — Bu benim gardırobum. Mavi bir elbisem ve kırmızı bir eşarbım var.
- shopping (n) — alışveriş
Do you like shopping? Yes, I like shopping. — Alışverişi sever misin? Evet, alışverişi severim.
- spend money (v) — para harcamak
What do you think about spending too much money on clothes? — Kıyafetlere çok fazla para harcamak hakkında ne düşünüyorsun?
- lend a hand (v) — yardım etmek
Can I lend you a hand with washing the car? — Arabayı yıkarken sana yardım edebilir miyim?
- wash the car (v) — arabayı yıkamak
Can I lend you a hand with washing the car? — Arabayı yıkarken sana yardım edebilir miyim?
- get on well (v) — iyi geçinmek
We always get on well as a family! — Aile olarak her zaman iyi geçiniriz!
- silver (adj) — gümüş rengi
I've got a silver watch. — Gümüş rengi bir kol saatim var.
- blue (adj) — mavi
I've got a blue dress. — Mavi bir elbisem var.
- white (adj) — beyaz
I've got white shoes. — Beyaz ayakkabılarım var.
- red (adj) — kırmızı
I've got a red scarf. — Kırmızı bir eşarbım var.
- relaxed (adj) — rahatlamış
What makes Jack feel relaxed after a busy day? — Yoğun bir günün ardından Jack'i ne rahatlatır?
- walk to school (v) — okula yürüyerek gitmek
Emily walks to school every day. — Emily her gün okula yürüyerek gider.
- go to school by bus (v) — okula otobüsle gitmek
Today she is going to school by bus. — Bugün okula otobüsle gidiyor.
- have breakfast (v) — kahvaltı yapmak
Emily has cheese and olives for breakfast every day. — Emily her gün kahvaltıda peynir ve zeytin yer.
- have an omelette (v) — omlet yemek
Today she is having an omelette for breakfast. — Bugün kahvaltıda omlet yiyor.
- eat lunch at the canteen (v) — kantinde öğle yemeği yemek
Emily usually eats lunch at the canteen. — Emily genellikle kantinde öğle yemeği yer.
- eat lunch at home (v) — evde öğle yemeği yemek
Today she is eating lunch at home. — Bugün evde öğle yemeği yiyor.
- watch TV after school (v) — okuldan sonra televizyon izlemek
Emily usually watches TV after school. — Emily genellikle okuldan sonra televizyon izler.
- read a book after school (v) — okuldan sonra kitap okumak
Today she is reading a book after school. — Bugün okuldan sonra kitap okuyor.
- have dinner with family (v) — aileyle akşam yemeği yemek
I usually have dinner with my family. — Genellikle ailemle akşam yemeği yerim.
- have dinner with friends (v) — arkadaşlarla akşam yemeği yemek
Today I am having dinner with my friends. — Bugün arkadaşlarımla akşam yemeği yiyorum.
- suggest (v) — önermek
Emma suggests organising a trip for the weekend. — Emma, hafta sonu için bir gezi düzenlemeyi öneriyor.
- tell (v) — anlatmak
Mike tells Emma about his family's hobbies. — Mike, Emma'ya ailesinin hobilerinden bahsediyor.
- show (v) — göstermek
Emma shows her family members' photos to Mike. — Emma, Mike'a aile üyelerinin fotoğraflarını gösteriyor.
- talk about (v) — hakkında konuşmak
Mike talks about his parents' routines at birthday parties. — Mike, ebeveynlerinin doğum günü partilerindeki rutinlerinden bahsediyor.
- make (v) — yapmak
Your grandmother always makes the best biscuits. — Büyükannen her zaman en iyi bisküvileri yapar.
- play (an instrument) (v) — (çalgı) çalmak
Your grandfather plays great songs with his guitar. — Büyükbaban gitarıyla harika şarkılar çalar.
- pay attention (v) — dikkat etmek
Pay attention to the words with the coloured letters. — Renkli harflerle yazılmış kelimelere dikkat et.
- circle (v) — daire içine almak
Listen to the words and circle the one with a different sound. — Kelimeleri dinle ve farklı sesli olanı daire içine al.
- draw lines (v) — çizgiler çizmek
Draw lines to match the events and places with the photos. — Olayları ve yerleri fotoğraflarla eşleştirmek için çizgiler çiz.
- list (v) — listelemek
List the accessories and clothes you have got. — Sahip olduğun aksesuar ve kıyafetleri listele.
- busy (adj) — yoğun, meşgul
What makes Jack feel relaxed after a busy day? — Yoğun bir günün ardından Jack'i ne rahatlatır?
- nice (adj) — hoş, güzel
They are a nice couple, aren't they? — Onlar hoş bir çift, değil mi?
- great (adj) — harika
Your grandfather plays great songs with his guitar. — Büyükbaban gitarıyla harika şarkılar çalar.
- best (adj) — en iyi
Your grandmother always makes the best biscuits. — Büyükannen her zaman en iyi bisküvileri yapar.
- different (adj) — farklı
Find seven activities they are doing differently. — Farklı yaptıkları yedi etkinliği bul.
- colourful letter (n) — renkli harf
Pay attention to the words with the coloured letters. — Renkli harflerle yazılmış kelimelere dikkat et.
- special (adj) — özel
This is a special day for the whole family. — Bu tüm aile için özel bir gün.
- happy (adj) — mutlu
The whole family looks happy at the party. — Tüm aile partide mutlu görünüyor.
- close (adj) — yakın (ilişki)
We are a close family. — Yakın bir aileyiz.
- proud (adj) — gururlu
My parents are proud of me. — Ailem benimle gurur duyuyor.
- always (adv) — her zaman
Your grandmother always makes the best biscuits. — Büyükannen her zaman en iyi bisküvileri yapar.
- usually (adv) — genellikle
Emily usually eats lunch at the canteen. — Emily genellikle kantinde öğle yemeği yer.
- today (adv) — bugün
Today she is going to school by bus. — Bugün okula otobüsle gidiyor.
- every day (adv) — her gün
Emily walks to school every day. — Emily her gün okula yürüyerek gider.
- together (adv) — birlikte
Let's tidy up the house together! — Evi birlikte toparlayalım!
- especially (adv) — özellikle
I love everything about your parties, especially the food. — Partilerindeki her şeyi seviyorum, özellikle yemekleri.
- also (adv) — ayrıca
Your grandfather also plays great songs with his guitar. — Büyükbaban ayrıca gitarıyla harika şarkılar çalar.
- too much (adv) — çok fazla
What do you think about spending too much money on clothes? — Kıyafetlere çok fazla para harcamak hakkında ne düşünüyorsun?
- fast (adv) — hızlı
Try to say the tongue twister as fast as you can. — Tekerlemeyi olabildiğince hızlı söylemeye çalış.
- carefully (adv) — dikkatlice
Watch the digital story carefully. — Dijital hikâyeyi dikkatlice izle.
- routine (n) — rutin
We are learning about family members' routines. — Aile üyelerinin rutinleri hakkında öğreniyoruz.
- hobby (n) — hobi
Mike tells Emma about his family's hobbies. — Mike, Emma'ya ailesinin hobilerinden bahsediyor.
- activity (n) — etkinlik
We are learning about family members' activities. — Aile üyelerinin etkinlikleri hakkında öğreniyoruz.
- planner (n) — ajanda, planlayıcı
Look at Emily's planner. — Emily'nin ajandasına bak.
- photo (n) — fotoğraf
How many photos do you see? — Kaç fotoğraf görüyorsun?
- festival (n) — festival
One event is a festival. — Etkinliklerden biri bir festival.
- sound (n) — ses
Listen to the words and circle the one with a different sound. — Kelimeleri dinle ve farklı sesli olanı daire içine al.
- tongue twister (n) — tekerleme
Read the tongue twister and try to say it as fast as you can. — Tekerlemeyi oku ve olabildiğince hızlı söylemeye çalış.
- letter (n) — harf
Find words with the letters a, b, c, d, e from the digital story. — Dijital hikâyeden a, b, c, d, e harflerini içeren kelimeler bul.
- weekend (n) — hafta sonu
Emma suggests organising a trip for the weekend. — Emma, hafta sonu için bir gezi düzenlemeyi öneriyor.