6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- addicted (adj) — bağımlı
You both act like you're addicted to your phones. — İkiniz de telefonlarınıza bağımlıymışsınız gibi davranıyorsunuz.
- addiction (n) — bağımlılık
Overusing phones severely affects our health and may cause addiction. — Telefonları aşırı kullanmak sağlığımızı ciddi şekilde etkiler ve bağımlılığa yol açabilir.
- dependent (adj) — bağımlı, muhtaç
We should stop being so dependent on technology. — Teknolojiye bu kadar bağımlı olmayı bırakmalıyız.
- disconnection (n) — kopukluk, bağlantısızlık
People addicted to their phones usually feel disconnection from real life. — Telefonlarına bağımlı insanlar genellikle gerçek hayattan kopukluk hisseder.
- disorientation (n) — yön kaybı, şaşkınlık
Too much screen time can cause disorientation and tiredness. — Fazla ekran süresi yön kaybına ve yorgunluğa neden olabilir.
- isolate (v) — yalnızlaştırmak, izole etmek
Increasingly, people are becoming isolated because of too much screen time. — İnsanlar giderek fazla ekran süresi yüzünden yalnızlaşıyor.
- isolated (adj) — yalnız, izole
People are becoming isolated because they spend too much time online. — İnsanlar çevrimiçi çok fazla zaman geçirdikleri için yalnızlaşıyor.
- overuse (v) — aşırı kullanmak
Overusing phones severely affects our health. — Telefonları aşırı kullanmak sağlığımızı ciddi şekilde etkiler.
- surfing (n) — internette gezinme
I like surfing the net in the evening. — Akşamları internette gezinmeyi seviyorum.
- inbox (n) — gelen kutusu
I check my inbox for new messages every morning. — Her sabah yeni mesajlar için gelen kutumu kontrol ederim.
- anxious (adj) — kaygılı, endişeli
Mom, I feel anxious! — Anne, kaygılıyım!
- anxiety (n) — kaygı, endişe
Digital addiction and anxiety may be other results of too much screen time. — Dijital bağımlılık ve kaygı, aşırı ekran süresinin diğer sonuçları olabilir.
- panic (n) — panik
No need to panic. Where are you now? — Panik yapmana gerek yok. Şu an neredesin?
- amazement (n) — hayret, şaşkınlık
She looked at the special effects with amazement. — Özel efektlere hayretle baktı.
- amusement (n) — eğlence, hoşnutluk
We didn't have more amusement options than we have now. — Şu anki kadar çok eğlence seçeneğimiz yoktu.
- anger (n) — öfke
He tried to control his anger during the argument. — Tartışma sırasında öfkesini kontrol etmeye çalıştı.
- emotional (adj) — duygusal
I don't like dramatic and emotional films; I find them boring. — Dramatik ve duygusal filmleri sevmiyorum, sıkıcı buluyorum.
- relief (n) — rahatlama
It was a relief when the film finally had a happy ending. — Film sonunda mutlu bitince büyük bir rahatlama oldu.
- tension (n) — gerilim
I adore sound effects, tension and stunts in action films. — Aksiyon filmlerindeki ses efektlerine, gerilime ve dublörlük sahnelerine bayılırım.
- mindful (adj) — bilinçli, farkında
Being mindful about screen time helps our health. — Ekran süresi konusunda bilinçli olmak sağlığımıza yardımcı olur.
- genre (n) — tür (film, müzik)
What genre of movies do you prefer? — Hangi film türünü tercih edersin?
- sci-fi (n) — bilim kurgu
I sometimes watch sci-fi movies too; I find them interesting. — Bazen bilim kurgu filmleri de izlerim, ilginç buluyorum.
- animated (adj) — animasyonlu, çizgi
Ege, you like animated films, don't you? — Ege, animasyon filmleri seversin, değil mi?
- animation (n) — animasyon
I love animations, but what about watching a comedy instead? — Animasyonları çok severim ama bunun yerine bir komedi izlemeye ne dersin?
- dramatic (adj) — dramatik
I don't like dramatic and emotional films. — Dramatik ve duygusal filmleri sevmiyorum.
- thriller (n) — gerilim filmi
Action and thriller films are my favourites. — Aksiyon ve gerilim filmleri favorilerim.
- documentary (n) — belgesel
What about watching a comedy or a documentary instead? — Bunun yerine bir komedi ya da belgesel izlemeye ne dersin?
- open-air cinema (n) — açık hava sineması
People used to have open-air cinemas in the past. — İnsanlar eskiden açık hava sinemaları kullanırdı.
- adore (v) — bayılmak, çok sevmek
I adore sound effects, tension and stunts. — Ses efektlerine, gerilime ve dublörlük sahnelerine bayılırım.
- appeal (v) — hoşuna gitmek, cazip gelmek
I know a good comedy that appealed to most comedy lovers recently. — Son zamanlarda çoğu komedi severin hoşuna giden iyi bir komedi biliyorum.
- stunt (n) — dublörlük sahnesi, tehlikeli hareket
I adore sound effects, tension and stunts. — Ses efektlerine, gerilime ve dublörlük sahnelerine bayılırım.
- sound effect (n) — ses efekti
I adore sound effects, tension and stunts. — Ses efektlerine, gerilime ve dublörlük sahnelerine bayılırım.
- scenario (n) — senaryo
Its scenario is great, and the cast is full of talented actors. — Senaryosu harika ve oyuncu kadrosu yetenekli oyuncularla dolu.
- cast (n) — oyuncu kadrosu
The cast is full of very talented actors and actresses. — Oyuncu kadrosu çok yetenekli aktör ve aktrislerle dolu.
- subtitle (n) — altyazı
It is not in English, but we can watch it with subtitles. — İngilizce değil ama altyazıyla izleyebiliriz.
- screening (n) — gösterim
The film's first screening was on Friday evening. — Filmin ilk gösterimi cuma akşamı yapıldı.
- production (n) — yapım, prodüksiyon
Harry prepared a presentation about film production technologies. — Harry film yapım teknolojileri hakkında bir sunum hazırladı.
- masterpiece (n) — başyapıt
Many people call this film a masterpiece. — Birçok insan bu filmi bir başyapıt olarak nitelendiriyor.
- service provider (n) — servis sağlayıcı
In 1993, the first GSM service became available with a new service provider. — 1993'te yeni bir servis sağlayıcı ile ilk GSM hizmeti kullanıma sunuldu.
- edit (v) — düzenlemek, kurgulamak
I like to edit short videos in my free time. — Boş zamanımda kısa videolar düzenlemeyi severim.
- welfare (n) — refah, iyi olma hâli
People lost their welfare and became unaware of their standard lives. — İnsanlar refahlarını kaybetti ve yaşam standartlarının farkında olmaz oldu.
- standard of living (n) — yaşam standardı
People became unaware of their standard of living. — İnsanlar yaşam standartlarının farkında olmaz oldu.
- assistance (n) — yardım, destek
Mobile phones provide significant assistance to people in many aspects. — Cep telefonları birçok açıdan insanlara önemli yardım sağlar.
- aid (n) — yardım
During the pandemic, many people needed medical aid. — Pandemi sırasında birçok insanın tıbbi yardıma ihtiyacı oldu.
- heal (v) — iyileştirmek
Is it too late to regulate and heal our social lives? — Sosyal hayatımızı düzenlemek ve iyileştirmek için çok mu geç?
- harm (v) — zarar vermek
Mobile phones can also harm our lives severely. — Cep telefonları hayatımıza da ciddi şekilde zarar verebilir.
- tiredness (n) — yorgunluk
Too much screen time can cause tiredness. — Fazla ekran süresi yorgunluğa neden olabilir.
- unconscious (adj) — bilinçsiz, farkında olmayan
He scrolled his phone in an unconscious way for hours. — Telefonunda saatlerce bilinçsizce gezindi.
- vision problem (n) — görme sorunu
Too much time in front of screens may cause vision problems. — Ekran karşısında çok fazla zaman geçirmek görme sorunlarına neden olabilir.
- headache (n) — baş ağrısı
Too much screen time may cause headaches. — Fazla ekran süresi baş ağrısına neden olabilir.
- privacy (n) — mahremiyet, gizlilik
Privacy matters most to us, but sharing secrets spreads stress. — Mahremiyet bizim için en önemlisi ama sırları paylaşmak stresi yayar.
- preserve (v) — korumak
People should restrict phone use to preserve privacy. — İnsanlar mahremiyeti korumak için telefon kullanımını sınırlamalı.
- restrict (v) — sınırlamak
People should restrict it to preserve privacy. — Mahremiyeti korumak için bunu sınırlamalılar.
- regulate (v) — düzenlemek
Is it too late to regulate our social lives? — Sosyal hayatımızı düzenlemek için çok mu geç?
- resist (v) — direnmek, karşı koymak
It's hard to resist checking your phone every few minutes. — Her birkaç dakikada telefonunu kontrol etmeye direnmek zor.
- securely (adv) — güvenli bir şekilde
Keep your personal information securely on your phone. — Kişisel bilgilerini telefonunda güvenli bir şekilde sakla.
- remote learning (n) — uzaktan öğrenme
Millions of students could monitor their lessons through remote learning. — Milyonlarca öğrenci derslerini uzaktan öğrenme yoluyla takip edebildi.
- monitor (v) — takip etmek, izlemek
Millions of students could monitor their lessons through remote learning. — Milyonlarca öğrenci derslerini uzaktan öğrenme yoluyla takip edebildi.
- password (n) — şifre
Never share your password with a stranger online. — Şifreni asla internette bir yabancıyla paylaşma.
- bias (n) — önyargı
Some people still have a bias against technology. — Bazı insanların hâlâ teknolojiye karşı önyargısı var.
- demonstrate (v) — göstermek, kanıtlamak
The study demonstrates the effects of screen time on sleep. — Çalışma, ekran süresinin uyku üzerindeki etkilerini gösteriyor.
- consult (v) — danışmak
Consult a doctor if you have trouble sleeping. — Uyku sorunun varsa bir doktora danış.
- trace (v) — izini sürmek, bulmak
Only a minority of people could trace the factors influencing their quality of life. — Sadece az sayıda insan yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin izini sürebildi.
- friend (v) — arkadaş eklemek
People used their phones to friend others instead of meeting in person. — İnsanlar yüz yüze görüşmek yerine telefonlarını başkalarını arkadaş eklemek için kullandılar.
- follower (n) — takipçi
She has thousands of followers on her video channel. — Video kanalında binlerce takipçisi var.
- stay connected (v) — bağlantıda kalmak
Stay connected, but not dependent! — Bağlantıda kal, ama bağımlı olma!
- gather (v) — toplanmak, bir araya gelmek
Instead of gathering in person, they used their phones. — Yüz yüze bir araya gelmek yerine telefonlarını kullandılar.
- spread (v) — yaymak
Sharing secrets spreads stress among friends. — Sırları paylaşmak arkadaşlar arasında stresi yayar.
- refine (v) — geliştirmek, iyileştirmek
Rehearsal refines the routine, doesn't it? — Prova rutini geliştirir, değil mi?
- share (v) — paylaşmak
Some people still have a bias against sharing personal photos. — Bazı insanların kişisel fotoğraf paylaşmaya karşı hâlâ önyargısı var.
- aggressive (adj) — saldırgan
Too much time online can make some people more aggressive. — İnternette fazla zaman geçirmek bazı insanları daha saldırgan yapabilir.
- dependent person (adj) — bağımlı kişi
By using technology wisely, we don't have to become a dependent person. — Teknolojiyi akıllıca kullanarak bağımlı bir kişi olmak zorunda değiliz.
- significant (adj) — önemli, kayda değer
Mobile phones provide significant assistance to people. — Cep telefonları insanlara önemli destek sağlar.
- severely (adv) — ciddi şekilde
Overusing phones severely affects our health. — Telefonları aşırı kullanmak sağlığımızı ciddi şekilde etkiler.
- increasingly (adv) — giderek daha fazla
Increasingly, people are using technology in every part of their lives. — İnsanlar hayatlarının her alanında giderek daha fazla teknoloji kullanıyor.
- necessity (n) — gereklilik, zorunluluk
Staying informed has become a necessity for everyone. — Bilgili kalmak herkes için bir zorunluluk hâline geldi.
- dramatic effect (adj) — çarpıcı etki
The director used music for dramatic effect in the scene. — Yönetmen sahnede çarpıcı bir etki için müzik kullandı.
- convenience (n) — kolaylık, rahatlık
Mobile phones offer great convenience in daily life. — Cep telefonları günlük hayatta büyük kolaylık sağlar.
- criterion (n) — ölçüt, kriter
Based on your criteria, let's go with a comedy then. — Kriterlerine göre bir komedi izleyelim öyleyse.
- alternatively (adv) — alternatif olarak
Alternatively, we could watch a documentary instead. — Alternatif olarak, bunun yerine bir belgesel izleyebiliriz.
- countless (adj) — sayısız
Digital platforms offer countless genres like animation, comedy and sci-fi. — Dijital platformlar animasyon, komedi ve bilim kurgu gibi sayısız tür sunar.
- entertainment (n) — eğlence
People used to have various entertainment preferences in the past. — İnsanların geçmişte çeşitli eğlence tercihleri vardı.
- lifestyle (n) — yaşam tarzı
Mobile phones have changed our lifestyle a lot. — Cep telefonları yaşam tarzımızı çok değiştirdi.
- well-being (n) — iyi oluş, esenlik
We can protect our personal privacy for well-being. — İyi oluşumuz için kişisel mahremiyetimizi koruyabiliriz.
- quality of life (n) — yaşam kalitesi
Only a minority of people could trace the factors influencing their quality of life. — Sadece az sayıda insan yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin izini sürebildi.
- motto (n) — slogan, düstur
Here is my motto: stay connected, but not dependent! — İşte benim düsturum: bağlantıda kal ama bağımlı olma!
- factor (n) — etken, faktör
Only a minority of people could trace the factors influencing their quality of life. — Sadece az sayıda insan yaşam kalitelerini etkileyen etkenlerin izini sürebildi.
- minority (n) — azınlık
Only a minority of people could trace these factors. — Sadece az sayıda insan (azınlık) bu etkenlerin izini sürebildi.
- majority (n) — çoğunluk
The majority of students use their phones for schoolwork too. — Öğrencilerin çoğunluğu telefonlarını ders çalışmak için de kullanıyor.
- podcast (n) — podcast
Elvin's podcast is about mobile phones and movie preferences. — Elvin'in podcast'i cep telefonları ve film tercihleri hakkında.
- mobile phone (n) — cep telefonu
Mobile phones make our lives easier in many ways. — Cep telefonları hayatımızı birçok şekilde kolaylaştırır.
- preference (n) — tercih
Personal preferences for films and visual arts change over time. — Filmler ve görsel sanatlar için kişisel tercihler zamanla değişir.
- screenwriter (n) — senarist
The screenwriter wrote an exciting new scenario. — Senarist heyecan verici yeni bir senaryo yazdı.
- storyline (n) — hikâye örgüsü
The storyline of the film was very original. — Filmin hikâye örgüsü çok özgündü.
- preview (n) — fragman, ön izleme
Did she finish the preview of the new film? — Yeni filmin fragmanını bitirdi mi?
- performing arts (n) — sahne sanatları
She studies performing arts like theatre and dance at school. — Okulda tiyatro ve dans gibi sahne sanatlarını okuyor.
- virtual (adj) — sanal
We joined a virtual film club meeting last week. — Geçen hafta sanal bir film kulübü toplantısına katıldık.
- user-friendly (adj) — kullanımı kolay
The new streaming app is very user-friendly. — Yeni yayın akış uygulaması kullanımı çok kolay.
- technological (adj) — teknolojik
Harry prepared a presentation about film production technologies. — Harry film yapım teknolojileri hakkında bir sunum hazırladı.
- stress (n) — stres
Sharing secrets spreads stress among friends. — Sırları paylaşmak arkadaşlar arasında stres yayar.