6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- downtown (n) — şehir merkezi
Downtown is crowded, isn't it? — Şehir merkezi kalabalık, değil mi?
- suburb (n) — banliyö, kenar mahalle
I live in a quiet suburb outside the city. — Şehrin dışında sessiz bir banliyöde yaşıyorum.
- urban (adj) — kentsel
Life in the city involves fast-paced urban routines. — Şehir hayatı hızlı tempolu kentsel rutinleri içerir.
- rural (adj) — kırsal
Rural areas are slower with a stronger connection to nature. — Kırsal alanlar daha yavaştır ve doğayla daha güçlü bir bağlantısı vardır.
- village (n) — köy
I am going to move to my village because of the traffic jam. — Trafik sıkışıklığı yüzünden köyüme taşınacağım.
- rural area (n) — kırsal alan
That's why I like rural areas more. — Bu yüzden kırsal alanları daha çok seviyorum.
- smart city (n) — akıllı şehir
Here is my presentation on sustainable smart city solutions. — İşte sürdürülebilir akıllı şehir çözümleri sunumum.
- lifestyle (n) — yaşam tarzı
Lifestyles in urban and rural areas are quite different. — Kentsel ve kırsal alanlardaki yaşam tarzları oldukça farklıdır.
- traffic jam (n) — trafik sıkışıklığı
I am going to move to my village as traffic jam is a big problem downtown. — Şehir merkezinde trafik sıkışıklığı büyük bir sorun olduğu için köyüme taşınacağım.
- down-to-earth (adj) — ayakları yere basan, sade
She's a down-to-earth person although she lives in a big city now. — Şu anda büyük bir şehirde yaşasa da ayakları yere basan biri.
- agriculture (n) — tarım
Agriculture is enhanced through the use of technology in rural areas. — Kırsal alanlarda tarım, teknoloji kullanımıyla geliştirilir.
- cornfield (n) — mısır tarlası
He can plant his cornfield and learn more about agriculture. — Mısır tarlasını ekebilir ve tarım hakkında daha fazla şey öğrenebilir.
- crop (n) — ürün, mahsul
Crops such as corn, sunflowers and wheat are grown in the village. — Köyde mısır, ayçiçeği ve buğday gibi ürünler yetiştiriliyor.
- wheat (n) — buğday
Crops such as corn, sunflowers and wheat are grown here. — Burada mısır, ayçiçeği ve buğday gibi ürünler yetiştiriliyor.
- sunflower (n) — ayçiçeği
Sunflowers are grown in the village near our house. — Evimizin yakınındaki köyde ayçiçeği yetiştirilir.
- pesticide (n) — zirai ilaç, pestisit
Some farmers use pesticides and genetically modified seeds. — Bazı çiftçiler zirai ilaç ve genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanır.
- genetically modified (adj) — genetiği değiştirilmiş
What do you think about genetically modified food and its industry? — Genetiği değiştirilmiş gıda ve endüstrisi hakkında ne düşünüyorsun?
- organic farming (n) — organik tarım
Crops are grown without pesticides in organic farming. — Organik tarımda ürünler zirai ilaç kullanılmadan yetiştirilir.
- greenhouse (n) — sera
Farmers grow vegetables in a greenhouse all year round. — Çiftçiler bir serada yıl boyunca sebze yetiştirir.
- farmer (n) — çiftçi
Some farmers use pesticides while others practise organic farming. — Bazı çiftçiler zirai ilaç kullanırken diğerleri organik tarım yapar.
- sustainable (adj) — sürdürülebilir
This is my presentation on sustainable smart city solutions. — Bu, sürdürülebilir akıllı şehir çözümleri hakkındaki sunumum.
- eco-friendly (adj) — çevre dostu
Organic farming gives us more eco-friendly alternatives in agriculture. — Organik tarım bize tarımda daha çevre dostu alternatifler sunar.
- greenhouse gas (n) — sera gazı
Organic farming reduces greenhouse gas emissions. — Organik tarım sera gazı emisyonlarını azaltır.
- extensive (adj) — kapsamlı, yaygın
It is crucial to make this system more extensive. — Bu sistemi daha kapsamlı hale getirmek çok önemli.
- wildlife (n) — yaban hayatı
Sustainable farming helps protect the wildlife in the area. — Sürdürülebilir tarım, bölgedeki yaban hayatını korumaya yardımcı olur.
- food chain (n) — besin zinciri
Pesticides can affect the whole food chain. — Zirai ilaçlar tüm besin zincirini etkileyebilir.
- civilisation (n) — medeniyet
Sustainable cities can support the next civilisation. — Sürdürülebilir şehirler gelecek medeniyeti destekleyebilir.
- territory (n) — bölge, arazi
Farmers protect their territory from pests naturally. — Çiftçiler arazilerini zararlılardan doğal yollarla korur.
- resort (n) — tatil beldesi
We stayed at a small resort near the countryside. — Kırsalın yakınında küçük bir tatil beldesinde kaldık.
- zone (n) — bölge, alan
The city has separate traffic light zones for cyclists. — Şehrin bisikletliler için ayrı trafik ışığı bölgeleri var.
- transportation (n) — ulaşım
We should improve public transportation in the city. — Şehirde toplu taşımayı geliştirmeliyiz.
- sufficient (adj) — yeterli
Transportation is sufficient in this factory's area. — Bu fabrikanın bulunduğu bölgede ulaşım yeterlidir.
- automatic (adj) — otomatik
The new buses have automatic doors for passengers. — Yeni otobüslerin yolcular için otomatik kapıları var.
- sensor (n) — sensör, algılayıcı
Smart traffic lights use a sensor to detect cars. — Akıllı trafik ışıkları arabaları algılamak için bir sensör kullanır.
- delivery (n) — teslimat
Online delivery has become very common in the city. — Çevrimiçi teslimat şehirde çok yaygın hâle geldi.
- capacity (n) — kapasite
The bus is full; it has reached its capacity. — Otobüs dolu; kapasitesine ulaştı.
- industrial (adj) — endüstriyel, sanayi ile ilgili
In industrial farming, pesticides are commonly used. — Endüstriyel tarımda zirai ilaçlar yaygın olarak kullanılır.
- regional (adj) — bölgesel
This regional bus connects the village to the city. — Bu bölgesel otobüs köyü şehre bağlıyor.
- distant (adj) — uzak
The farm is quite distant from the city centre. — Çiftlik şehir merkezinden oldukça uzakta.
- nearby (adj) — yakındaki
We visited a nearby farm at the weekend. — Hafta sonu yakındaki bir çiftliği ziyaret ettik.
- championship (n) — şampiyona
I'm excited about the championship that is going to be held next Saturday. — Gelecek cumartesi düzenlenecek şampiyona için heyecanlıyım.
- league (n) — lig
I will follow the junior and senior football league matches. — Genç ve büyükler futbol ligi maçlarını takip edeceğim.
- semi-final (n) — yarı final
Our team reached the semi-final of the championship. — Takımımız şampiyonanın yarı finaline yükseldi.
- spectator (n) — seyirci
Many spectators watched the marathon downtown. — Şehir merkezindeki maratonu birçok seyirci izledi.
- sponsorship (n) — sponsorluk
Sports events are more spectacular thanks to sponsorship from big companies. — Spor etkinlikleri büyük şirketlerin sponsorluğu sayesinde daha görkemlidir.
- spectacular (adj) — görkemli, muhteşem
Sports events are more spectacular and colourful in the city. — Şehirdeki spor etkinlikleri daha görkemli ve renklidir.
- spokesperson (n) — sözcü
A spokesperson explained the new sports centre plan. — Bir sözcü yeni spor merkezi planını açıkladı.
- tournament (n) — turnuva
The team is going to participate in a tournament next month. — Takım gelecek ay bir turnuvaya katılacak.
- finalist (n) — finalist
Sam became a finalist in the biking competition. — Sam, bisiklet yarışında finalist oldu.
- junior (adj) — genç, küçük yaş grubu
I will follow the junior football league matches this week. — Bu hafta genç futbol ligi maçlarını takip edeceğim.
- aerobics (n) — aerobik
My favourite sports are football, aerobics and marathons. — En sevdiğim sporlar futbol, aerobik ve maraton.
- marathon (n) — maraton
My favourite sports are football, aerobics and marathons. — En sevdiğim sporlar futbol, aerobik ve maraton.
- motor racing (n) — motor yarışı
My favourite sports are biking, motor racing and weightlifting. — En sevdiğim sporlar bisiklet, motor yarışı ve halter.
- weightlifting (n) — halter
My favourite sports are biking, motor racing and weightlifting. — En sevdiğim sporlar bisiklet, motor yarışı ve halter.
- biker (n) — bisikletçi, motorcu
A biker rode past us on the village road. — Köy yolunda yanımızdan bir bisikletçi geçti.
- bungee jumping (n) — bungee jumping (ip atlama)
He tried bungee jumping during his summer holiday. — Yaz tatilinde bungee jumping denedi.
- stroke (n) — kulaç, vuruş
She improved her swimming stroke this season. — Bu sezon yüzme kulacını geliştirdi.
- senior (adj) — büyük yaş grubu, kıdemli
The senior football league matches are always dynamic. — Büyükler futbol ligi maçları her zaman hareketlidir.
- dynamic (adj) — hareketli, dinamik
The junior and senior league matches are always dynamic and satisfying. — Genç ve büyükler lig maçları her zaman hareketli ve tatmin edicidir.
- satisfying (adj) — tatmin edici
The championship matches are always dynamic and satisfying. — Şampiyona maçları her zaman hareketli ve tatmin edicidir.
- citizen (n) — vatandaş
Every citizen can use the new bicycle paths downtown. — Her vatandaş şehir merkezindeki yeni bisiklet yollarını kullanabilir.
- civil (adj) — sivil, kamusal
The city built new civil facilities for its citizens. — Şehir vatandaşları için yeni kamusal tesisler inşa etti.
- wealth (n) — zenginlik, refah
Tourism brings wealth to small towns near the coast. — Turizm sahil yakınındaki küçük kasabalara zenginlik getirir.
- occupation (n) — meslek
Farming is the main occupation in this village. — Bu köydeki başlıca meslek çiftçiliktir.
- domestic (adj) — yerli, iç (ülkeye ait)
Domestic tourism has grown in rural areas recently. — Son zamanlarda kırsal alanlarda iç turizm arttı.
- opera (n) — opera
There is a famous opera house downtown. — Şehir merkezinde ünlü bir opera binası var.
- society (n) — toplum
Rural areas have a stronger connection to nature and society. — Kırsal alanların doğa ve toplumla daha güçlü bir bağı vardır.
- freedom (n) — özgürlük
Living in the countryside gives people a sense of freedom. — Kırsalda yaşamak insanlara bir özgürlük hissi verir.
- vet (n) — veteriner
The vet visits the farm every month to check the animals. — Veteriner hayvanları kontrol etmek için her ay çiftliği ziyaret eder.
- spokesperson for the city (n) — şehir sözcüsü
The spokesperson for the city announced the new park project. — Şehir sözcüsü yeni park projesini duyurdu.
- decrease (v) — azalmak, azaltmak
We should decrease traffic in the city centre. — Şehir merkezindeki trafiği azaltmalıyız.
- increase (v) — artmak, artırmak
Public transport use will increase with the new bus line. — Yeni otobüs hattıyla toplu taşıma kullanımı artacak.
- eliminate (v) — ortadan kaldırmak
I will eliminate some of my free time activities to study more. — Daha çok ders çalışmak için bazı boş zaman etkinliklerimi ortadan kaldıracağım.
- boost (v) — artırmak, güçlendirmek
New sports centres boost interest in local sports. — Yeni spor merkezleri yerel spora olan ilgiyi artırır.
- attempt (v) — girişimde bulunmak, denemek
The city will attempt a new plan for public transportation. — Şehir toplu taşıma için yeni bir plan deneyecek.
- approach (v) — yaklaşmak
We should approach the traffic problem from a new angle. — Trafik sorununa yeni bir açıdan yaklaşmalıyız.
- connect (v) — bağlamak
This regional bus connects the village to the city. — Bu bölgesel otobüs köyü şehre bağlıyor.
- agree (v) — hemfikir olmak, kabul etmek
I agree that public transport needs improvement. — Toplu taşımanın geliştirilmesi gerektiği konusunda hemfikirim.
- disagree (v) — aynı fikirde olmamak
Some citizens disagree with the new traffic zone plan. — Bazı vatandaşlar yeni trafik bölgesi planına katılmıyor.
- plant (v) — ekmek, dikmek
He can plant his cornfield and learn more about agriculture. — Mısır tarlasını ekebilir ve tarım hakkında daha fazla şey öğrenebilir.
- enthusiastic (adj) — hevesli, coşkulu
He is enthusiastic, competitive, sporting and dynamic. — Hevesli, rekabetçi, sportmen ve hareketlidir.
- useless (adj) — işe yaramaz
Without good transportation, the new road is almost useless. — İyi bir ulaşım olmadan yeni yol neredeyse işe yaramaz.
- random (adj) — rastgele
The city chose a random neighbourhood for the new project. — Şehir yeni proje için rastgele bir mahalle seçti.
- distinct (adj) — farklı, belirgin
Urban and rural lifestyles are quite distinct from each other. — Kentsel ve kırsal yaşam tarzları birbirinden oldukça farklıdır.
- productive (adj) — verimli
The cornfield is not productive this year. — Mısır tarlası bu yıl verimli değil.
- professional (adj) — profesyonel
Sports events in the city are more organised and professional. — Şehirdeki spor etkinlikleri daha düzenli ve profesyonel.
- colourful (adj) — renkli
Sports events are more spectacular and colourful in the city. — Şehirdeki spor etkinlikleri daha görkemli ve renkli.
- crowded (adj) — kalabalık
Downtown is crowded, isn't it? — Şehir merkezi kalabalık, değil mi?
- effective (adj) — etkili
I think transportation will be more effective in both areas. — Ulaşımın her iki bölgede de daha etkili olacağını düşünüyorum.
- crucial (adj) — çok önemli, hayati
It is crucial to make this system more extensive. — Bu sistemi daha kapsamlı hale getirmek çok önemli.
- opportunity (n) — fırsat
Sports events in the city are dynamic with many opportunities. — Şehirdeki spor etkinlikleri birçok fırsatla dinamiktir.
- cause (n) — neden, sebep
We discussed the cause and effect of city traffic. — Şehir trafiğinin neden ve sonucunu tartıştık.
- effect (n) — etki, sonuç
We discussed the cause and effect of city traffic. — Şehir trafiğinin neden ve sonucunu tartıştık.
- public (adj) — kamusal, halka açık
We should improve public transportation in the city. — Şehirde toplu taşımayı geliştirmeliyiz.
- volleyball (n) — voleybol
Younger people take part in sports such as marathons, football, and volleyball. — Gençler maraton, futbol ve voleybol gibi sporlara katılır.
- sports centre (n) — spor merkezi
Are there any sports centres or pitches in your area? — Bölgende herhangi bir spor merkezi ya da saha var mı?
- pitch (n) — saha
Are there any sports centres, pitches, or playing fields nearby? — Yakınlarda herhangi bir spor merkezi, saha ya da oyun alanı var mı?
- café (n) — kafe
Do you fancy a cup of coffee in a café? — Bir kafede kahve içmek ister misin?
- broke (adj) — meteliksiz, parasız
I can't go out today, I'm broke! — Bugün dışarı çıkamam, param yok!
- shopping centre (n) — alışveriş merkezi
The walk to the shopping centre felt like a country mile. — Alışveriş merkezine yürümek çok uzun sürmüş gibi hissettirdi.