6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- avalanche (n) — çığ
When it snows heavily in the mountains, avalanches threaten lives. — Dağlarda yoğun kar yağdığında çığlar hayatları tehdit eder.
- blizzard (n) — şiddetli tipi, kar fırtınası
Some common natural disasters are avalanches, blizzards, landslides and typhoons. — Yaygın doğal afetler arasında çığ, şiddetli tipi, heyelan ve tayfun bulunur.
- landslide (n) — heyelan, toprak kayması
Deforestation and too much rain end in floods and landslides. — Ormansızlaşma ve aşırı yağış sel ve heyelanlarla sonuçlanır.
- drought (n) — kuraklık
A lack of rainfall causes droughts in some regions. — Bazı bölgelerde yağış eksikliği kuraklığa neden olur.
- flood (n) — sel
Flooding is one of the most common natural disasters. — Sel, en yaygın doğal afetlerden biridir.
- floodwater (n) — sel suyu
Floodwater left millions of people and animals homeless. — Sel suyu milyonlarca insanı ve hayvanı evsiz bıraktı.
- volcanic eruption (n) — volkan patlaması
The volcanic eruption is the last disaster in our research. — Volkan patlaması araştırmamızdaki son afet.
- erupt (v) — patlamak (volkan)
Any dormant volcano may still erupt at any time. — Uykudaki bir volkan hâlâ her an patlayabilir.
- lava (n) — lav
Some active volcanoes erupt lava and steam onto the Earth's surface. — Bazı aktif volkanlar Dünya yüzeyine lav ve buhar püskürtür.
- famine (n) — kıtlık, açlık
Some people can't find enough food, so famine is increasing. — Bazı insanlar yeterli yiyecek bulamıyor, bu yüzden kıtlık artıyor.
- destruction (n) — yıkım
All of these disasters can cause massive destruction. — Bütün bu afetler büyük yıkıma neden olabilir.
- destructive (adj) — yıkıcı
Earthquakes can be extremely destructive for coastal cities. — Depremler kıyı şehirleri için son derece yıkıcı olabilir.
- catastrophic (adj) — yıkıcı, felaket niteliğinde
Tsunamis often occur after catastrophic earthquakes in the ocean. — Tsunamiler genellikle okyanusta meydana gelen yıkıcı depremlerden sonra oluşur.
- homeless (adj) — evsiz
People and animals become homeless after natural disasters. — İnsanlar ve hayvanlar doğal afetlerden sonra evsiz kalır.
- homelessness (n) — evsizlik
Homelessness increases after floods and earthquakes. — Sel ve depremlerden sonra evsizlik artar.
- displacement (n) — yerinden edilme, göç etmek zorunda kalma
Natural disasters often cause the displacement of families. — Doğal afetler genellikle ailelerin yerinden edilmesine neden olur.
- rescue worker (n) — kurtarma görevlisi
Rescue workers are on high alert during the flood. — Kurtarma görevlileri sel sırasında yüksek uyanıklık hâlinde.
- rescue (v) — kurtarmak
Sudden disasters require rescue workers to act quickly and rescue people. — Ani afetler kurtarma görevlilerinin hızlıca hareket edip insanları kurtarmasını gerektirir.
- rescuer (n) — kurtarıcı
My sister, Alice, who is a rescuer, works for a charity. — Kurtarıcı olan kız kardeşim Alice bir yardım kuruluşunda çalışıyor.
- emergency services (n) — acil servisler
Emergency services are provided by governments after disasters. — Acil servisler afetlerden sonra hükümetler tarafından sağlanır.
- climate change (n) — iklim değişikliği
Climate change is causing serious problems all over the world. — İklim değişikliği tüm dünyada ciddi sorunlara yol açıyor.
- climate crisis (n) — iklim krizi
We can fight against the climate crisis by using sustainable resources. — Sürdürülebilir kaynaklar kullanarak iklim krizine karşı mücadele edebiliriz.
- carbon footprint (n) — karbon ayak izi
My brother cares about his carbon footprint because he is an environmentalist. — Kardeşim çevreci olduğu için karbon ayak izine önem veriyor.
- greenhouse gas (n) — sera gazı
Fossil fuels generate too much carbon dioxide, which is a major greenhouse gas. — Fosil yakıtlar, önemli bir sera gazı olan aşırı karbondioksit üretir.
- carbon dioxide (n) — karbondioksit
Fossil fuels generate too much carbon dioxide. — Fosil yakıtlar aşırı miktarda karbondioksit üretir.
- global warming (n) — küresel ısınma
Deforestation, which is mainly caused by humans, leads to global warming. — Büyük ölçüde insanlar tarafından yol açılan ormansızlaşma küresel ısınmaya neden olur.
- climate strike (n) — iklim eylemi
Students organised a climate strike to raise awareness. — Öğrenciler farkındalık yaratmak için bir iklim eylemi düzenledi.
- erosion (n) — erozyon, toprak aşınması
Erosion, which is a natural process, can be accelerated by human activities. — Doğal bir süreç olan erozyon, insan faaliyetleriyle hızlanabilir.
- deforestation (n) — ormansızlaşma
Deforestation is the biggest problem on the Earth, in my opinion. — Bence ormansızlaşma Dünya'nın en büyük sorunu.
- at-risk (adj) — risk altında
People who live in at-risk areas need extra protection. — Risk altındaki bölgelerde yaşayan insanların ekstra korumaya ihtiyacı var.
- fossil fuel (n) — fosil yakıt
We should reduce using non-renewable fossil fuels. — Yenilenemeyen fosil yakıtların kullanımını azaltmalıyız.
- non-renewable (adj) — yenilenemez
Non-renewable energy sources are harmful to the environment. — Yenilenemez enerji kaynakları çevreye zararlıdır.
- renewable (adj) — yenilenebilir
We should use more renewable energy sources like solar and wind. — Güneş ve rüzgâr gibi daha fazla yenilenebilir enerji kaynağı kullanmalıyız.
- hydroelectric (adj) — hidroelektrik
The dam can generate hydroelectric power for the whole city. — Baraj tüm şehir için hidroelektrik güç üretebilir.
- alternative fuel (n) — alternatif yakıt
Scientists are researching alternative fuel sources for cars. — Bilim insanları arabalar için alternatif yakıt kaynaklarını araştırıyor.
- biofuel (n) — biyoyakıt
Biofuel is produced from plants instead of oil. — Biyoyakıt petrol yerine bitkilerden üretilir.
- solar energy (n) — güneş enerjisi
We can fight climate change by using solar energy. — İklim değişikliğiyle güneş enerjisi kullanarak mücadele edebiliriz.
- energy-saving (adj) — enerji tasarruflu
Reducing our carbon footprint is possible by using energy-saving devices. — Karbon ayak izimizi enerji tasarruflu cihazlar kullanarak azaltabiliriz.
- generate (v) — üretmek
Fossil fuels generate too much carbon dioxide. — Fosil yakıtlar aşırı miktarda karbondioksit üretir.
- consumption (n) — tüketim
Consuming too much fossil fuel causes carbon emissions. — Aşırı fosil yakıt tüketimi karbon emisyonuna neden olur.
- eco-friendly (adj) — çevre dostu
Electric buses are an eco-friendly way to travel through busy cities. — Elektrikli otobüsler kalabalık şehirlerde seyahat etmenin çevre dostu bir yolu.
- environmentalist (n) — çevreci
All the trees in this wood are planted by Mr Stone, who is a real environmentalist. — Bu ormandaki tüm ağaçlar gerçek bir çevreci olan Bay Stone tarafından dikildi.
- conservation area (n) — koruma alanı
The campsite is near a conservation area. — Kamp alanı bir koruma alanının yakınında.
- green belt (n) — yeşil kuşak
There are some cities that have already created their own green belt. — Zaten kendi yeşil kuşağını oluşturmuş bazı şehirler var.
- recycling (n) — geri dönüşüm
Recycling is one of our responsibilities at school. — Geri dönüşüm okuldaki sorumluluklarımızdan biri.
- protection (n) — koruma
We should research what to do for protection against natural disasters. — Doğal afetlere karşı koruma için ne yapmamız gerektiğini araştırmalıyız.
- nature reserve (n) — doğa koruma alanı
The nature reserve provides protection for stray animals. — Doğa koruma alanı sahipsiz hayvanlar için koruma sağlıyor.
- plant (v) — dikmek, ağaçlandırmak
Planting a tree is just a drop in the ocean. — Bir ağaç dikmek denizde bir damla gibidir.
- go green (v) — çevreci olmak, doğaya duyarlı olmak
We should all go green and start using less plastic. — Hepimiz çevreci olmalı ve daha az plastik kullanmaya başlamalıyız.
- polluter (n) — kirletici (kişi/kaynak)
Fossil fuels are one of the biggest polluters of our planet. — Fosil yakıtlar gezegenimizin en büyük kirleticilerinden biri.
- ecosystem (n) — ekosistem
Forests have great importance to the ecosystem. — Ormanların ekosistem için büyük önemi vardır.
- ecology (n) — ekoloji
Ecology teaches us how living things depend on each other. — Ekoloji, canlıların birbirine nasıl bağımlı olduğunu öğretir.
- biome (n) — biyom
A rainforest is a good example of a rich biome. — Yağmur ormanı zengin bir biyoma iyi bir örnektir.
- species (n) — tür (canlı)
The species that live in the rainforest are in danger due to deforestation. — Yağmur ormanında yaşayan türler ormansızlaşma nedeniyle tehlikede.
- oxygen (n) — oksijen
The rainforest, which is home to many species, provides oxygen for us. — Birçok türe ev sahipliği yapan yağmur ormanı bize oksijen sağlar.
- lung (n) — akciğer
We need forests for oxygen; they are our lungs. — Oksijen için ormanlara ihtiyacımız var; onlar bizim akciğerlerimizdir.
- wildlife (n) — yaban hayatı
We must protect wildlife for future generations. — Gelecek nesiller için yaban hayatını korumalıyız.
- stray animal (n) — sokak hayvanı
We provide protection for stray animals in the reserve. — Koruma alanında sokak hayvanlarına koruma sağlıyoruz.
- rainforest (n) — yağmur ormanı
The rainforest, which is home to many species, provides oxygen for us. — Birçok türe ev sahipliği yapan yağmur ormanı bize oksijen sağlar.
- maintain (v) — sürdürmek, korumak
We all need forests to maintain our lives. — Hayatımızı sürdürmek için hepimizin ormanlara ihtiyacı var.
- refugee (n) — mülteci
Some of the scientists at the university are refugees. — Üniversitedeki bilim insanlarından bazıları mülteci.
- immigration (n) — göç, göçmenlik
Immigration can increase after severe natural disasters. — Şiddetli doğal afetlerden sonra göç artabilir.
- emigrate (v) — göç etmek (ülkeden ayrılmak)
Many families had to emigrate after the flood destroyed their village. — Sel köylerini yok ettikten sonra birçok aile göç etmek zorunda kaldı.
- human right (n) — insan hakkı
Wasting resources can be considered against human rights. — Kaynakları israf etmek insan haklarına aykırı sayılabilir.
- contaminant (n) — kirletici madde
Contaminants pollute water sources after a natural disaster. — Kirletici maddeler doğal afetlerden sonra su kaynaklarını kirletir.
- medical support (n) — tıbbi destek
The team provides a lot of medical support after disasters. — Ekip afetlerden sonra çok fazla tıbbi destek sağlıyor.
- charity (n) — yardım kuruluşu, hayır kurumu
My sister, Alice, who is a rescuer, works for a charity. — Kurtarıcı olan kız kardeşim Alice bir yardım kuruluşunda çalışıyor.
- survival (n) — hayatta kalma
Emergency services have great importance for survival after disasters. — Acil servisler, afetlerden sonra hayatta kalma için büyük öneme sahiptir.
- cooperate (v) — iş birliği yapmak
Rescue teams cooperate to provide protection services. — Kurtarma ekipleri koruma hizmetleri sağlamak için iş birliği yapar.
- panel (n) — panel (toplantı türü)
These panels usually host experts on climate change. — Bu paneller genellikle iklim değişikliği uzmanlarını ağırlar.
- harm (v) — zarar vermek
Wasting resources can harm people's health. — Kaynakları israf etmek insanların sağlığına zarar verebilir.
- harmful (adj) — zararlı
Non-renewable energy sources are harmful to the environment. — Yenilenemez enerji kaynakları çevreye zararlıdır.
- harmless (adj) — zararsız
Some small chemicals are harmless in small amounts. — Bazı küçük kimyasallar az miktarda zararsızdır.
- dig (v) — kazmak
Workers had to dig through the mud after the landslide. — İşçiler heyelandan sonra çamurun içini kazmak zorunda kaldı.
- dump (v) — gelişigüzel atmak, boşaltmak
Factories should not dump waste into rivers. — Fabrikalar nehirlere atık boşaltmamalı.
- disturb (v) — rahatsız etmek, bozmak
Human activities can disturb the natural balance of the ecosystem. — İnsan faaliyetleri ekosistemin doğal dengesini bozabilir.
- melt (v) — erimek
Ice in the mountains can melt quickly during a heatwave. — Sıcak hava dalgası sırasında dağlardaki buz hızla eriyebilir.
- arise (v) — ortaya çıkmak
New problems arise when deforestation continues. — Ormansızlaşma devam ettikçe yeni sorunlar ortaya çıkar.
- collapse (v) — çökmek
Old buildings can collapse during a severe earthquake. — Şiddetli bir deprem sırasında eski binalar çökebilir.
- threaten (v) — tehdit etmek
Avalanches threaten lives when it snows heavily in the mountains. — Dağlarda yoğun kar yağdığında çığlar hayatları tehdit eder.
- alarmed (adj) — endişeli, telaşlı
People felt alarmed when they heard about the coming storm. — İnsanlar gelen fırtınayı duyduklarında endişelendiler.
- apparent (adj) — açık, belli
It is apparent that we need to work together to reduce harm. — Zararı azaltmak için birlikte çalışmamız gerektiği açık.
- deadly (adj) — ölümcül
Tsunamis often occur after some deadly earthquakes in the ocean. — Tsunamiler genellikle okyanustaki bazı ölümcül depremlerden sonra oluşur.
- desperate (adj) — çaresiz
Paul feels desperate about the effects of deforestation. — Paul, ormansızlaşmanın etkileri konusunda çaresiz hissediyor.
- adequate (adj) — yeterli
We don't have adequate resources to fight the fire quickly. — Yangınla hızlıca mücadele edecek yeterli kaynağımız yok.
- absolute (adj) — tam, kesin
Preventing all natural disasters is an absolute impossibility. — Tüm doğal afetleri önlemek kesin bir imkânsızlıktır.
- high-risk (adj) — yüksek riskli
People who live in high-risk areas need extra safety plans. — Yüksek riskli bölgelerde yaşayan insanların ekstra güvenlik planlarına ihtiyacı var.
- low-risk (adj) — düşük riskli
People who live in low-risk areas are usually luckier. — Düşük riskli bölgelerde yaşayan insanlar genellikle daha şanslıdır.
- sustainable (adj) — sürdürülebilir
We can fight the climate crisis by using sustainable resources. — Sürdürülebilir kaynaklar kullanarak iklim kriziyle mücadele edebiliriz.
- uninhabitable (adj) — yaşanamaz
Some areas become uninhabitable after a severe drought. — Bazı bölgeler şiddetli bir kuraklıktan sonra yaşanamaz hâle gelir.
- typhoon (n) — tayfun
Common natural disasters include avalanches, blizzards and typhoons. — Yaygın doğal afetler arasında çığ, tipi ve tayfun bulunur.
- tsunami (n) — tsunami
Tsunamis often occur after catastrophic earthquakes in the ocean. — Tsunamiler genellikle okyanusta meydana gelen yıkıcı depremlerden sonra oluşur.
- earthquake (n) — deprem
Tsunamis often occur after catastrophic earthquakes. — Tsunamiler genellikle yıkıcı depremlerden sonra oluşur.
- forest fire (n) — orman yangını
We saw and photographed the severe harm caused by a forest fire. — Bir orman yangınının neden olduğu ciddi zararı gördük ve fotoğrafladık.
- thunderstorm (n) — gök gürültülü fırtına
A thunderstorm is one type of natural disaster. — Gök gürültülü fırtına bir doğal afet türüdür.
- dormant (adj) — uykuda, etkisiz
There are many volcanoes that are considered dormant. — Uykuda kabul edilen birçok volkan vardır.
- survivor (n) — hayatta kalan
Survivors of the flood needed food and shelter. — Selden kurtulanların yiyecek ve barınağa ihtiyacı vardı.
- starvation (n) — açlıktan ölme, kıtlık
Others have suffered from drought and starvation. — Diğerleri kuraklık ve açlıktan mustarip oldu.
- clean-up (n) — temizlik çalışması
Volunteers organised a clean-up after the storm. — Gönüllüler fırtınadan sonra bir temizlik çalışması düzenledi.
- research (v) — araştırmak
Research what to do for protection against natural disasters. — Doğal afetlere karşı koruma için ne yapılacağını araştır.