6. Sınıf İngilizce (Maarif) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- clever (adj) — zeki
You're very clever. Can you help me with my project? — Çok zekisin. Projemde bana yardım edebilir misin?
- organised (adj) — düzenli
You are more organised than me. — Sen benden daha düzenlisin.
- tidy (adj) — düzenli, derli toplu
You are always so tidy. — Her zaman çok düzenlisin.
- patient (adj) — sabırlı
I need a patient peer like you to help me stay focused. — Odaklanmamı sağlamak için senin gibi sabırlı bir akrana ihtiyacım var.
- brilliant (adj) — harika, mükemmel, zeki
That's a brilliant idea! — Bu harika bir fikir!
- independent (adj) — bağımsız
You can be more independent in sharing your ideas. — Fikirlerini paylaşmakta daha bağımsız olabilirsin.
- caring (adj) — şefkatli, ilgili
She is caring and always helps her friends. — Şefkatli biri ve arkadaşlarına her zaman yardım eder.
- helpful (adj) — yardımsever
İnci is helpful and always supports her friend. — İnci yardımsever ve arkadaşını her zaman destekler.
- focused (adj) — odaklanmış
The library is the best place to stay focused. — Kütüphane odaklanmak için en iyi yer.
- polite (adj) — kibar
He is always polite to his teachers. — Öğretmenlerine karşı her zaman kibardır.
- lazy (adj) — tembel
I can be a bit lazy about that. — Bu konuda biraz tembel olabilirim.
- weak (adj) — zayıf, güçsüz
We can help each other with our weak parts. — Zayıf yönlerimizde birbirimize yardımcı olabiliriz.
- serious (adj) — ciddi
I can be more serious when we work together. — Birlikte çalıştığımızda daha ciddi olabilirim.
- social (adj) — sosyal
I'm sometimes too social when working in big groups. — Büyük gruplarda çalışırken bazen fazla sosyal oluyorum.
- crazy (adj) — çılgın
That sounds like a crazy idea! — Bu çılgın bir fikir gibi görünüyor!
- rude (adj) — kaba
It's rude to interrupt someone. — Birinin sözünü kesmek kabalıktır.
- simple (adj) — basit, sade
Give a simple description. — Basit bir tanım ver.
- attractive (adj) — çekici
Aysel has an attractive smile. — Aysel'in çekici bir gülümsemesi var.
- lovely (adj) — hoş, güzel, sevimli
What a lovely necklace! — Ne hoş bir kolye!
- physical (adj) — fiziksel, bedensel
Let's talk about physical appearance. — Fiziksel görünüm hakkında konuşalım.
- back (n) — sırt
Draw a heart on your friend's back. — Arkadaşının sırtına bir kalp çiz.
- leg (n) — bacak
She has got a long leg. — Uzun bir bacağı var.
- knee (n) — diz
He hurt his knee while playing football. — Futbol oynarken dizini incitti.
- ankle (n) — ayak bileği
She twisted her ankle during the race. — Yarış sırasında ayak bileğini burktu.
- heart (n) — kalp
Draw a heart on your friend's back. — Arkadaşının sırtına bir kalp çiz.
- stomach (n) — mide, karın
My stomach hurts after lunch. — Öğle yemeğinden sonra midem ağrıyor.
- skin (n) — cilt, deri
Her skin looks healthy and bright. — Cildi sağlıklı ve parlak görünüyor.
- body part (n) — vücut bölümü
Name five basic body parts you remember. — Hatırladığın beş temel vücut bölümünü söyle.
- physical feature (n) — fiziksel özellik
Name five physical features you remember. — Hatırladığın beş fiziksel özelliği söyle.
- image (n) — görüntü, imaj
She looks at her image in the mirror. — Aynadaki görüntüsüne bakıyor.
- necklace (n) — kolye
Aysel and İnci see some nice jewellery, including a necklace. — Aysel ve İnci, bir kolye de dahil olmak üzere güzel takılar görüyor.
- bracelet (n) — bileklik
Aysel and İnci see some nice jewellery, including a bracelet. — Aysel ve İnci, bir bileklik de dahil olmak üzere güzel takılar görüyor.
- chain (n) — zincir
She is wearing a gold chain around her neck. — Boynunda altın bir zincir takıyor.
- wallet (n) — cüzdan (erkek)
What do you use a wallet for? — Bir cüzdanı ne için kullanırsın?
- purse (n) — cüzdan, para çantası (kadın)
She keeps her money in a small purse. — Parasını küçük bir para çantasında tutar.
- pocket (n) — cep
He keeps his keys in his pocket. — Anahtarlarını cebinde tutar.
- jewellery (n) — mücevher, takı
Aysel and İnci see some nice jewellery in a shop. — Aysel ve İnci bir dükkânda güzel takılar görüyor.
- kit (n) — takım, set, malzemeler
Do you wear a kit for sports? — Spor için bir takım giyer misin?
- swimsuit (n) — mayo
She packs a swimsuit for the beach trip. — Sahil gezisi için bir mayo hazırlıyor.
- appearance (n) — görünüş, dış görünüm
She has a friendly appearance. — Arkadaş canlısı bir görünüşü var.
- trainers (n) — spor ayakkabısı
She is wearing new trainers today. — Bugün yeni spor ayakkabılar giyiyor.
- tights (n) — tayt, külotlu çorap
She wears tights under her skirt in winter. — Kışın eteğinin altına tayt giyer.
- swimsuit for the beach (n) — sahil için mayo
She packs a swimsuit for the beach trip. — Sahil gezisi için bir mayo hazırlıyor.
- smart clothes (n) — şık kıyafetler
He wears smart clothes to the ceremony. — Törene şık kıyafetler giyiyor.
- casual clothes (n) — günlük kıyafetler
She prefers casual clothes at the weekend. — Hafta sonu günlük kıyafetleri tercih eder.
- outfit (n) — kıyafet, kombin
Her outfit today is colourful and comfortable. — Bugünkü kıyafeti renkli ve rahat.
- uniform (n) — üniforma
Students wear a school uniform every day. — Öğrenciler her gün okul üniforması giyer.
- wear (v) — giymek, takmak
Does your mother wear jewellery? — Annen takı takar mı?
- wear a kit (v) — forma giymek
Do you wear a kit for training? — Antrenman için forma giyer misin?
- go with (v) — uyum sağlamak, gitmek (kıyafet)
These shoes go well with the dress. — Bu ayakkabılar elbiseyle çok iyi gidiyor.
- more organised than (adj) — -den daha düzenli
You are more organised than me. — Sen benden daha düzenlisin.
- too social (adj) — fazla sosyal
I'm sometimes too social when working in big groups. — Büyük gruplarda çalışırken bazen fazla sosyal oluyorum.
- best place (n) — en iyi yer
The library is the best place to stay focused. — Kütüphane odaklanmak için en iyi yer.
- healthy (adj) — sağlıklı
Her skin looks healthy and bright. — Cildi sağlıklı ve parlak görünüyor.
- bright (adj) — parlak
Her skin looks healthy and bright. — Cildi sağlıklı ve parlak görünüyor.
- colourful (adj) — renkli
Her outfit today is colourful and comfortable. — Bugünkü kıyafeti renkli ve rahat.
- comfortable (adj) — rahat
Her outfit today is colourful and comfortable. — Bugünkü kıyafeti renkli ve rahat.
- gold (adj) — altın
She is wearing a gold chain. — Altın bir zincir takıyor.
- nice (adj) — güzel, hoş
Aysel and İnci see some nice jewellery. — Aysel ve İnci güzel takılar görüyor.
- friendly (adj) — arkadaş canlısı
She has a friendly look on her face. — Yüzünde arkadaş canlısı bir bakış var.
- seem (v) — görünmek, ...miş gibi gelmek
She seems very organised. — Çok düzenli görünüyor.
- look (v) — bakmak, görünmek
She looks at her image in the mirror. — Aynadaki görüntüsüne bakıyor.
- help each other (v) — birbirine yardım etmek
We can help each other with our weak parts. — Zayıf yönlerimizde birbirimize yardımcı olabiliriz.
- stay focused (v) — odaklanmış kalmak
I need a patient peer to help me stay focused. — Odaklanmış kalmamı sağlamak için sabırlı bir akrana ihtiyacım var.
- work together (v) — birlikte çalışmak
I can be more serious when we work together. — Birlikte çalıştığımızda daha ciddi olabilirim.
- share ideas (v) — fikir paylaşmak
You can be more independent in sharing your ideas. — Fikirlerini paylaşmakta daha bağımsız olabilirsin.
- hurt (v) — incitmek, acıtmak
He hurt his knee while playing football. — Futbol oynarken dizini incitti.
- twist (v) — burkmak
She twisted her ankle during the race. — Yarış sırasında ayak bileğini burktu.
- pack (v) — hazırlamak, bavula koymak
She packs a swimsuit for the beach trip. — Sahil gezisi için bir mayo hazırlıyor.
- draw (v) — çizmek
Draw a heart on your friend's back. — Arkadaşının sırtına bir kalp çiz.
- sadly (adv) — ne yazık ki, üzgün bir şekilde
Sadly, she couldn't come to the party. — Ne yazık ki partiye gelemedi.
- happily (adv) — mutlu bir şekilde, sevinçle
She happily agreed to help him. — Ona yardım etmeyi mutlu bir şekilde kabul etti.
- simply (adv) — basitçe
He simply explained the rules. — Kuralları basitçe açıkladı.
- kindly (adv) — nazikçe
She kindly offered to help. — Yardım etmeyi nazikçe teklif etti.
- always (adv) — her zaman
You are always so tidy. — Her zaman çok düzenlisin.
- sometimes (adv) — bazen
I'm sometimes too social when working in big groups. — Büyük gruplarda çalışırken bazen fazla sosyal oluyorum.
- a bit (adv) — biraz
I can be a bit lazy about that. — Bu konuda biraz tembel olabilirim.
- more (adv) — daha
You can be more independent in sharing your ideas. — Fikirlerini paylaşmakta daha bağımsız olabilirsin.
- today (adv) — bugün
Her outfit today is colourful and comfortable. — Bugünkü kıyafeti renkli ve rahat.
- in winter (adv) — kışın
She wears tights under her skirt in winter. — Kışın eteğinin altına tayt giyer.
- description (n) — tanım, betimleme
Give a simple description. — Basit bir tanım ver.
- idea (n) — fikir
That's a brilliant idea! — Bu harika bir fikir!
- project (n) — proje
Can you help me with my science project? — Fen bilimleri projemde bana yardım edebilir misin?
- group (n) — grup
I'm sometimes too social when working in big groups. — Büyük gruplarda çalışırken bazen fazla sosyal oluyorum.
- shop (n) — dükkân, mağaza
Aysel and İnci see some nice jewellery in a shop. — Aysel ve İnci bir dükkânda güzel takılar görüyor.
- mirror (n) — ayna
She looks at her image in the mirror. — Aynadaki görüntüsüne bakıyor.
- race (n) — yarış
She twisted her ankle during the race. — Yarış sırasında ayak bileğini burktu.
- training (n) — antrenman
Do you wear a kit for training? — Antrenman için forma giyer misin?
- weak part (n) — zayıf yön
We can help each other with our weak parts. — Zayıf yönlerimizde birbirimize yardımcı olabiliriz.
- science project (n) — fen bilimleri projesi
Can you help me with my science project? — Fen bilimleri projemde bana yardım edebilir misin?
- library (n) — kütüphane
The library is the best place to stay focused. — Kütüphane odaklanmak için en iyi yer.
- teacher (n) — öğretmen
He is always polite to his teachers. — Öğretmenlerine karşı her zaman kibardır.
- friend (n) — arkadaş
We can help each other as friends. — Arkadaş olarak birbirimize yardımcı olabiliriz.
- party (n) — parti
Sadly, she couldn't come to the party. — Ne yazık ki partiye gelemedi.
- rule (n) — kural
He simply explained the rules. — Kuralları basitçe açıkladı.
- skirt (n) — etek
She wears tights under her skirt in winter. — Kışın eteğinin altına tayt giyer.
- dress (n) — elbise
These shoes go well with the dress. — Bu ayakkabılar elbiseyle çok iyi gidiyor.
- shoes (n) — ayakkabılar
These shoes go well with the dress. — Bu ayakkabılar elbiseyle çok iyi gidiyor.
- beach trip (n) — sahil gezisi
She packs a swimsuit for the beach trip. — Sahil gezisi için bir mayo hazırlıyor.
- neck (n) — boyun
She is wearing a gold chain around her neck. — Boynunda altın bir zincir takıyor.