6. Sınıf İngilizce (Maarif) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- Türkiye (n) — Türkiye
Türkiye is a bridge between Asia and Europe. — Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprüdür.
- Sweden (n) — İsveç
Sweden is in the north of Europe. — İsveç, Avrupa'nın kuzeyinde yer alır.
- Belgium (n) — Belçika
Belgium is in the west of Europe. — Belçika, Avrupa'nın batısında yer alır.
- Italy (n) — İtalya
Chef Civan travelled to Italy, India, and the Netherlands. — Şef Civan İtalya, Hindistan ve Hollanda'ya seyahat etti.
- India (n) — Hindistan
Chef Civan travelled to Italy, India, and the Netherlands. — Şef Civan İtalya, Hindistan ve Hollanda'ya seyahat etti.
- The Netherlands (n) — Hollanda
Barış talks about Italy, India, and the Netherlands. — Barış, İtalya, Hindistan ve Hollanda hakkında konuşuyor.
- Spain (n) — İspanya
We enjoyed the delicious cuisine at the street food festival in Barcelona, Spain. — İspanya'nın Barselona kentindeki sokak lezzetleri festivalinde harika mutfağın keyfini çıkardık.
- capital city (n) — başkent
Ankara is the capital city of Türkiye. — Ankara, Türkiye'nin başkentidir.
- country (n) — ülke
Which countries and nationalities do you know? — Hangi ülkeleri ve uyrukları biliyorsun?
- nation (n) — ulus, millet
Evliya Çelebi wrote about the nations, traditions, and languages of the places. — Evliya Çelebi, yerlerin ulusları, gelenekleri ve dilleri hakkında yazdı.
- Turkish (n) — Türk, Türkçe
People in Türkiye speak Turkish. — Türkiye'deki insanlar Türkçe konuşur.
- Swedish (n) — İsveçli, İsveççe
People in Sweden speak Swedish. — İsveç'teki insanlar İsveççe konuşur.
- Dutch (n) — Hollandalı, Hollandaca
'Patat' and 'kibbeling' are Dutch street foods. — 'Patat' ve 'kibbeling' Hollanda'ya özgü sokak lezzetleridir.
- Italian (n) — İtalyan, İtalyanca
Italian traditions, cuisine, and historic places are incredible. — İtalyan gelenekleri, mutfağı ve tarihi yerleri inanılmaz.
- French (n) — Fransız, Fransızca
Chef Civan enjoyed cooking main courses that were French and Danish. — Şef Civan, Fransız ve Danimarkalı ana yemekler pişirmekten keyif aldı.
- Danish (n) — Danimarkalı, Danimarkaca
Chef Civan enjoyed cooking main courses that were French and Danish. — Şef Civan, Fransız ve Danimarkalı ana yemekler pişirmekten keyif aldı.
- English (n) — İngiliz, İngilizce
Tell the names of five nationalities, including English. — İngilizce de dahil beş uyruğun adını söyle.
- nationality (n) — uyruk, milliyet
Which countries and nationalities do you know? — Hangi ülkeleri ve uyrukları biliyorsun?
- official (adj) — resmi
Turkish is the official language of Türkiye. — Türkçe, Türkiye'nin resmi dilidir.
- language (n) — dil
I could speak many foreign languages. — Birçok yabancı dil konuşabilirdim.
- cuisine (n) — mutfak kültürü
Italian traditions, cuisine, and historic places are incredible. — İtalyan gelenekleri, mutfağı ve tarihi yerleri inanılmaz.
- dish (n) — yemek
We tried incredible dishes and desserts. — İnanılmaz yemekler ve tatlılar denedik.
- dessert (n) — tatlı
We tried incredible dishes and desserts. — İnanılmaz yemekler ve tatlılar denedik.
- main course (n) — ana yemek
Chef Civan enjoyed cooking main courses and desserts. — Şef Civan, ana yemekler ve tatlılar pişirmekten keyif aldı.
- appetiser (n) — aperatif
We looked at historic appetisers on the menu. — Menüdeki tarihi aperatiflere baktık.
- traditional dish (n) — geleneksel yemek
We tell four traditional foods in our hometown. — Memleketimizden dört geleneksel yiyecek söylüyoruz.
- dumpling (n) — mantı, hamur topu
Dumplings are a traditional dish in many countries. — Mantı, birçok ülkede geleneksel bir yemektir.
- homemade (adj) — ev yapımı
Did you eat a homemade, sour, and national cake? — Ev yapımı, ekşi ve millî bir kek yedin mi?
- recipe (n) — tarif
She prepared her homemade bread with a family recipe. — Ev yapımı ekmeğini bir aile tarifiyle hazırladı.
- meal (n) — yemek, öğün
We had a delicious meal at the street food festival. — Sokak lezzetleri festivalinde lezzetli bir yemek yedik.
- street food (n) — sokak lezzeti
'Patat' and 'kibbeling' are Dutch street foods. — 'Patat' ve 'kibbeling' Hollanda'ya özgü sokak lezzetleridir.
- food stall (n) — yiyecek standı
He cooked chicken from street food stalls. — Sokak lezzeti standlarından tavuk pişirdi.
- pop-up market (n) — geçici pazar
He cooked chicken from pop-up markets. — Geçici pazarlardan tavuk pişirdi.
- food festival (n) — yemek festivali
We enjoyed the delicious cuisine at the street food festival in Barcelona. — Barselona'daki sokak lezzetleri festivalinde harika mutfağın keyfini çıkardık.
- cheese (n) — peynir
We see many kinds of cheese at the market. — Pazarda birçok çeşit peynir görüyoruz.
- starter (n) — ilk yemek, başlangıç
I enjoyed cooking main courses and starters. — Ana yemekler ve başlangıçlar pişirmekten keyif aldım.
- deep-fried (adj) — derin yağda kızartılmış
'Patat' is deep-fried potatoes. — 'Patat' derin yağda kızartılmış patatestir.
- chicken (n) — tavuk
He cooked sour and crunchy chicken from street food stalls. — Sokak lezzeti standlarından ekşi ve çıtır tavuk pişirdi.
- bread (n) — ekmek
She prepared her homemade bread in the stove. — Ev yapımı ekmeğini fırında hazırladı.
- stadium (n) — stadyum
We visited the Camp Nou Stadium after the festival. — Festivalden sonra Camp Nou Stadyumu'nu ziyaret ettik.
- sour (adj) — ekşi
Did you eat a homemade, sour, and national cake? — Ev yapımı, ekşi ve millî bir kek yedin mi?
- bitter (adj) — acı (tat)
Some traditional dishes are surprisingly bitter. — Bazı geleneksel yemekler şaşırtıcı derecede acıdır.
- spicy (adj) — baharatlı
Barış says that he likes spicy dishes. — Barış, baharatlı yemekleri sevdiğini söylüyor.
- crunchy (adj) — kıtır
He cooked sour and crunchy chicken. — Ekşi ve kıtır tavuk pişirdi.
- crispy (adj) — çıtır
The bread was crispy and warm. — Ekmek çıtır ve sıcaktı.
- flavourful (adj) — lezzetli
Jason said that it's high-quality and flavourful. — Jason, bunun kaliteli ve lezzetli olduğunu söyledi.
- high-quality (adj) — yüksek kaliteli
Jason said that it's high-quality and flavourful. — Jason, bunun kaliteli ve lezzetli olduğunu söyledi.
- delicious (adj) — harika, lezzetli
We enjoyed the delicious cuisine at the street food festival. — Sokak lezzetleri festivalindeki harika mutfağın keyfini çıkardık.
- incredible (adj) — inanılmaz
We tried incredible dishes and desserts. — İnanılmaz yemekler ve tatlılar denedik.
- gorgeous (adj) — muhteşem
Gorgeous! I will try it. — Muhteşem! Denemeyi çok istiyorum.
- experience (n) — deneyim
This was my best experience. — Bu benim en iyi deneyimimdi.
- try (v) — denemek, tatmak
We tried traditional street food everywhere. — Her yerde geleneksel sokak lezzetlerini denedik.
- tradition (n) — gelenek
Italian traditions, cuisine, and historic places are incredible. — İtalyan gelenekleri, mutfağı ve tarihi yerleri inanılmaz.
- traditional (adj) — geleneksel
We experienced traditional street food everywhere. — Her yerde geleneksel sokak lezzetlerini deneyimledik.
- heritage (n) — miras
Seyahatname was a great historical heritage. — Seyahatname büyük bir tarihi mirastı.
- historic (adj) — tarihi öneme sahip
We visited historic places such as Topkapı Palace. — Topkapı Sarayı gibi tarihi yerleri ziyaret ettik.
- hospitable (adj) — misafirperver
Turkish people were hospitable and friendly. — Türk insanları misafirperver ve arkadaş canlısıydı.
- worth visiting (adj) — ziyarete değer
It is worth visiting. — Ziyarete değer.
- travel booklet (n) — seyahat kitapçığı
I am writing a travel booklet and sharing my experiences. — Bir seyahat kitapçığı yazıyorum ve deneyimlerimi paylaşıyorum.
- hometown (n) — memleket
Tell four traditional foods in your hometown. — Memleketindeki dört geleneksel yiyeceği söyle.
- visit (v) — ziyaret etmek
We visited historic places such as Topkapı Palace. — Topkapı Sarayı gibi tarihi yerleri ziyaret ettik.
- taste (v) — tatmak
We tasted incredible homemade main courses. — İnanılmaz ev yapımı ana yemekleri tattık.
- prepare (v) — hazırlamak
She prepared her homemade bread in the stove. — Ev yapımı ekmeğini fırında hazırladı.
- heat (v) — ısıtmak
She heated the traditional dish before serving. — Servis etmeden önce geleneksel yemeği ısıttı.
- dry (v) — kurutmak
They dry the fish before cooking it. — Pişirmeden önce balığı kurutuyorlar.
- travel (v) — seyahat etmek
Chef Civan travelled to Italy, India, and the Netherlands. — Şef Civan İtalya, Hindistan ve Hollanda'ya seyahat etti.
- share (v) — paylaşmak
He shared his international experience. — Uluslararası deneyimini paylaştı.
- learn (v) — öğrenmek
He learned incredible things about cooking. — Yemek pişirme hakkında inanılmaz şeyler öğrendi.
- write notes (v) — not yazmak
Did you write any notes when you travelled somewhere? — Bir yere seyahat ettiğinde not aldın mı?
- speak (v) — konuşmak
People in Sweden speak Swedish. — İsveç'teki insanlar İsveççe konuşur.
- foreign (adj) — yabancı
Chef Civan lived in foreign countries for years. — Şef Civan yıllarca yabancı ülkelerde yaşadı.
- famous (adj) — ünlü
The country is famous for its nature and lakes. — Ülke doğası ve gölleriyle ünlüdür.
- crowded (adj) — kalabalık
It is the most crowded city in that country. — O ülkedeki en kalabalık şehirdir.
- red (adj) — kırmızı
Their flag is red with a white star. — Bayrakları beyaz yıldızlı kırmızıdır.
- young (adj) — genç
I'm Mary, a young traveller. — Ben Mary, genç bir gezginim.
- rich (adj) — zengin
Turkish cuisine is rich and delicious. — Türk mutfağı zengin ve lezzetlidir.
- friendly (adj) — arkadaş canlısı
Turkish people were hospitable and friendly. — Türk insanları misafirperver ve arkadaş canlısıydı.
- cold (adj) — soğuk
Sweden is famous for its cold winters. — İsveç soğuk kışlarıyla ünlüdür.
- best (adj) — en iyi
This was my best experience. — Bu benim en iyi deneyimimdi.
- worth (adj) — değer
It is worth visiting. — Ziyarete değer.
- everywhere (adv) — her yerde
Everywhere is full of different dishes and desserts. — Her yer farklı yemekler ve tatlılarla dolu.
- anywhere (adv) — herhangi bir yer
I enjoyed them anywhere. — Onlardan herhangi bir yerde keyif aldım.
- somewhere (adv) — bir yer
Did you write any notes when you travelled somewhere before? — Daha önce bir yere seyahat ettiğinde not aldın mı?
- nowhere (adv) — hiçbir yer
There was nowhere as beautiful as this city. — Bu şehir kadar güzel hiçbir yer yoktu.
- again (adv) — tekrar
I hope I will come again. — Umarım tekrar gelirim.
- before (adv) — önce, daha önce
Did you write any notes when you travelled somewhere before? — Daha önce bir yere seyahat ettiğinde not aldın mı?
- after the festival (adv) — festivalden sonra
We visited the Camp Nou Stadium after the festival. — Festivalden sonra Camp Nou Stadyumu'nu ziyaret ettik.
- in the west of (adv) — batısında
Belgium is in the west of Europe. — Belçika, Avrupa'nın batısında yer alır.
- in the north of (adv) — kuzeyinde
Sweden is in the north of Europe. — İsveç, Avrupa'nın kuzeyinde yer alır.
- for years (adv) — yıllarca
Chef Civan lived in foreign countries for years. — Şef Civan yıllarca yabancı ülkelerde yaşadı.
- flag (n) — bayrak
Their flag is red with a white star. — Bayrakları beyaz yıldızlı kırmızıdır.
- government (n) — hükümet
The government supports local food festivals. — Hükümet yerel yemek festivallerini destekliyor.
- competition (n) — yarışma
There is a cooking competition at the festival. — Festivalde bir yemek pişirme yarışması var.
- culture (n) — kültür
We experienced the culture and traditional dishes. — Kültürü ve geleneksel yemekleri deneyimledik.
- bridge (n) — köprü
Türkiye is a bridge between Asia and Europe. — Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprüdür.
- palace (n) — saray
We visited historic places such as Topkapı Palace. — Topkapı Sarayı gibi tarihi yerleri ziyaret ettik.
- mosque (n) — cami
We visited the Blue Mosque. — Sultanahmet Camii'ni ziyaret ettik.
- star (n) — yıldız
Their flag is red with a white star. — Bayrakları beyaz yıldızlı kırmızıdır.
- traveller (n) — gezgin
I'm Mary, a young traveller. — Ben Mary, genç bir gezginim.
- note (n) — not
Did you write any notes when you travelled somewhere? — Bir yere seyahat ettiğinde not aldın mı?