7. Sınıf İngilizce ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- generous (adj) — cömert
She likes helping people. She is generous. — İnsanlara yardım etmeyi sever. Cömerttir.
- honest (adj) — dürüst
Kate always tells the truth. She is an honest girl. — Kate her zaman doğruyu söyler. Dürüst bir kızdır.
- punctual (adj) — dakik
She goes everywhere on time. She's punctual. — Her yere zamanında gider. Dakiktir.
- smart (adj) — akıllı
She always gets higher marks than us in the exams. She is smart. — Sınavlarda her zaman bizden daha yüksek not alır. Akıllıdır.
- outgoing (adj) — dışa dönük, sosyal
She doesn't have a lot of friends because she isn't outgoing. — Dışa dönük olmadığı için çok arkadaşı yok.
- caring (adj) — şefkatli, ilgili
She is a caring and tolerant person. — Şefkatli ve hoşgörülü bir insandır.
- kind (adj) — nazik, iyi kalpli
He's always kind and easy-going. — Her zaman nazik ve rahattır.
- hardworking (adj) — çalışkan
He is more hardworking than me. — Benden daha çalışkandır.
- patient (adj) — sabırlı
She always listens to you patiently. — Sizi her zaman sabırla dinler.
- polite (adj) — kibar
He is always honest and polite. — Her zaman dürüst ve kibardır.
- selfish (adj) — bencil
There is one negative thing about her. She's very selfish. — Onunla ilgili bir olumsuz şey var. Çok bencildir.
- stubborn (adj) — inatçı
Mike's more stubborn, but neither of them are selfish. — Mike daha inatçı ama ikisi de bencil değil.
- easy-going (adj) — rahat, uyumlu
She is more easy-going than me because I am stubborn. — Ben inatçı olduğum için o benden daha uyumlu.
- tolerant (adj) — hoşgörülü
She is a generous and tolerant person. — Cömert ve hoşgörülü bir insandır.
- shy (adj) — utangaç
She isn't very outgoing; she is a bit shy. — Çok dışa dönük değil, biraz utangaç.
- cheerful (adj) — neşeli
My friend is always cheerful and smiling. — Arkadaşım her zaman neşeli ve gülümseyen biri.
- negative (adj) — olumsuz
There is one negative thing about her. — Onunla ilgili bir olumsuz şey var.
- popular (adj) — popüler
He's very popular among his friends. — Arkadaşları arasında çok popüler.
- fair (adj) — adil
She's always honest, generous and fair. — Her zaman dürüst, cömert ve adildir.
- buddy (n) — dost, arkadaş
They get along very well. That's why they are good buddies. — Çok iyi anlaşıyorlar. Bu yüzden iyi dostlar.
- straight hair (n) — düz saç
My friends say I'm beautiful with straight hair. — Arkadaşlarım düz saçlarımla güzel olduğumu söylüyor.
- curly hair (n) — kıvırcık saç
Mandy has curly hair. — Mandy'nin kıvırcık saçları var.
- blonde (adj) — sarışın
She is dark or blonde. — O esmer ya da sarışın.
- blue eyes (n) — mavi gözler
I have blue eyes. — Mavi gözlerim var.
- green eyes (n) — yeşil gözler
Her eyes are blue or green. — Gözleri mavi ya da yeşil.
- brown hair (n) — kahverengi saç
Jim is handsome with blue eyes and straight brown hair. — Jim mavi gözleri ve düz kahverengi saçıyla yakışıklı.
- black hair (n) — siyah saç
Mehmet has short black hair and brown eyes. — Mehmet'in kısa siyah saçı ve kahverengi gözleri var.
- nice smile (n) — hoş bir gülümseme
He is cute with a nice smile. — Hoş bir gülümsemeyle sevimli.
- headscarf (n) — başörtüsü
She looks beautiful with her headscarf. — Başörtüsüyle güzel görünüyor.
- hair colour (n) — saç rengi
Her hair is brown. — Saçı kahverengi.
- beautiful (adj) — güzel
My friends say I'm beautiful. — Arkadaşlarım güzel olduğumu söylüyor.
- handsome (adj) — yakışıklı
Jim is handsome with blue eyes and straight brown hair. — Jim mavi gözleri ve düz kahverengi saçıyla yakışıklı.
- cute (adj) — sevimli
He is cute with a nice smile. — Hoş bir gülümsemeyle sevimli.
- slim (adj) — ince, zayıf
I'm short and slim. — Kısa ve inceyim.
- plump (adj) — tombul
She is not plump; she is slim. — Tombul değil, ince.
- tall (adj) — uzun boylu
I'm short or tall. — Kısa ya da uzun boyluyum.
- short (adj) — kısa boylu
Thomas is a tall or short boy. — Thomas uzun ya da kısa boylu bir çocuk.
- medium height (n) — orta boy
He is medium height but well-built. — Orta boylu ama kaslı yapıya sahip.
- well-built (adj) — kaslı, iyi yapılı
He is medium height but well-built. — Orta boylu ama kaslı yapıya sahip.
- appearance (n) — dış görünüş
Describing the appearance of someone is easy for her. — Birinin dış görünüşünü tanımlamak onun için kolaydır.
- father (n) — baba
My father Frank is a handsome man. — Babam Frank yakışıklı bir adam.
- mother (n) — anne
My mother Helen is beautiful with blue eyes. — Annem Helen mavi gözleriyle güzel.
- brother (n) — erkek kardeş
Tom is my brother. He is younger than me. — Tom kardeşim. Benden daha küçük.
- sister (n) — kız kardeş
Sheila, she is my sister. She is older than Tom and me. — Sheila, kız kardeşim. Tom'dan ve benden daha büyük.
- family member (n) — aile ferdi
Ask about your friend's family members. — Arkadaşının aile fertleri hakkında sor.
- close friend (n) — yakın arkadaş
They are close friends. — Yakın arkadaşlar.
- best friend (n) — en iyi arkadaş
What is your best friend like? — En iyi arkadaşın nasıl biri?
- younger (adj) — daha küçük
He is younger than me, but he is taller. — Benden daha küçük ama daha uzun boylu.
- older (adj) — daha büyük
She is older than Tom and me. — Tom'dan ve benden daha büyük.
- family (n) — aile
I love my family a lot. — Ailemi çok seviyorum.
- more outgoing than (adj) — -den daha dışa dönük
He's more outgoing than Jim. — Jim'den daha dışa dönük.
- more hardworking than (adj) — -den daha çalışkan
He is more hardworking than me. — Benden daha çalışkan.
- taller than (adj) — -den daha uzun boylu
He is younger than me, but he is taller. — Benden daha küçük ama daha uzun boylu.
- better than (adv) — -den daha iyi
He can play football better than everyone else. — Herkesten daha iyi futbol oynayabilir.
- a bit different from (adj) — -den biraz farklı
Mike is a bit different from Jim. — Mike, Jim'den biraz farklı.
- a little stubborn (adj) — biraz inatçı
Laura is a little stubborn. — Laura biraz inatçı.
- neither of them (pron) — ikisi de değil
Neither of them are selfish. — İkisi de bencil değil.
- look like (v) — -e benzemek
He doesn't look like me. — Bana benzemiyor.
- get along well (v) — iyi anlaşmak
They get along very well. — Çok iyi anlaşıyorlar.
- compare (v) — karşılaştırmak
Compare Jim and Mike's personalities in the chart. — Jim ve Mike'ın kişiliklerini çizelgede karşılaştır.
- hang out with (v) — vakit geçirmek, takılmak
Mike always hangs out with his friends. — Mike her zaman arkadaşlarıyla takılır.
- stay at home (v) — evde kalmak
Jim likes staying at home in his free time. — Jim boş zamanında evde kalmayı sever.
- keep a promise (v) — söz tutmak
Thomas always keeps his promise. — Thomas her zaman sözünü tutar.
- break a promise (v) — sözünü tutmamak
He never breaks his promise. — Sözünü asla tutmaz demez.
- tell the truth (v) — doğruyu söylemek
Kate always tells the truth. — Kate her zaman doğruyu söyler.
- tell lies (v) — yalan söylemek
She never tells lies. — Asla yalan söylemez.
- share (v) — paylaşmak
They like sharing and supporting each other. — Birbirlerini paylaşmayı ve desteklemeyi severler.
- support (v) — desteklemek
They like sharing and supporting each other. — Birbirlerini paylaşmayı ve desteklemeyi severler.
- describe (v) — tanımlamak, betimlemek
Describe the appearance and personality of someone you know. — Tanıdığın birinin görünüşünü ve kişiliğini tanımla.
- report (v) — bildirmek, anlatmak
Ask and answer questions, then report it to the class. — Soru sor ve cevapla, sonra sınıfa anlat.
- ugly (adj) — çirkin
Am I ugly or beautiful? — Çirkin miyim yoksa güzel miyim?
- young (adj) — genç
She is old or young. — Yaşlı ya da genç.
- nice (adj) — hoş, iyi
Mehmet is a nice man. — Mehmet iyi bir adam.
- free time (n) — boş zaman
Jim likes staying at home in his free time. — Jim boş zamanında evde kalmayı sever.
- negative thing (n) — olumsuz şey
There is one negative thing about her. — Onunla ilgili bir olumsuz şey var.
- definition (n) — tanım
Match the words with the definitions. — Kelimeleri tanımlarla eşleştir.
- word (n) — kelime
Match the words with the definitions. — Kelimeleri tanımlarla eşleştir.
- extra (adj) — fazladan, ekstra
One word is extra. — Bir kelime fazladan.
- higher (adj) — daha yüksek
She always gets higher marks than us in the exams. — Sınavlarda her zaman bizden daha yüksek not alır.
- clever (adj) — zeki
Jim is a clever boy. — Jim zeki bir çocuk.
- what do you look like (exp) — nasıl görünüyorsun
What do you look like? — Nasıl görünüyorsun?
- what is your best friend like (exp) — en iyi arkadaşın nasıl biri
What is your best friend like? — En iyi arkadaşın nasıl biri?
- do you have a sister (exp) — kız kardeşin var mı
Do you have a sister, Laura? — Kız kardeşin var mı, Laura?
- what does she look like (exp) — o nasıl görünüyor
What does she look like? — O nasıl görünüyor?
- i love my family a lot (exp) — ailemi çok seviyorum
I love my family a lot. — Ailemi çok seviyorum.
- what is she like (exp) — o nasıl biri
What is she like? — O nasıl biri?
- she's a bit stubborn (exp) — o biraz inatçı
She's a bit stubborn. — O biraz inatçı.
- are you punctual (exp) — dakik misin
Are you punctual? — Dakik misin?
- find someone who is (exp) — şu özellikte birini bul
Find someone who is easy-going. — Uyumlu birini bul.
- that's why (adv) — bu yüzden
That's why they are good buddies. — Bu yüzden iyi dostlar.
- personality (n) — kişilik
This chart shows Personality and Appearance. — Bu çizelge Kişilik ve Görünüşü gösterir.
- chart (n) — çizelge, tablo
Fill in the chart according to them. — Onlara göre çizelgeyi doldur.
- speech bubble (n) — konuşma balonu
Read the following speech bubble. — Aşağıdaki konuşma balonunu oku.
- recording (n) — kayıt
Listen to the recording and answer the questions. — Kaydı dinle ve soruları cevapla.
- paragraph (n) — paragraf
Read the paragraph again and circle the correct option. — Paragrafı tekrar oku ve doğru seçeneği daire içine al.
- picture (n) — resim
Look at the pictures and describe the people in them. — Resimlere bak ve içindeki insanları tanımla.
- interactive exercise (n) — etkileşimli alıştırma
This is Interactive Exercise 1. — Bu Etkileşimli Alıştırma 1.
- option (n) — seçenek
Circle the correct option. — Doğru seçeneği daire içine al.
- adjective (n) — sıfat
Use the adjectives given below. — Aşağıda verilen sıfatları kullan.
- negative thing about her (n) — onunla ilgili olumsuz şey
There is one negative thing about her. — Onunla ilgili bir olumsuz şey var.