8. Sınıf İngilizce ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- dial (v) — (numara) çevirmek
Dial means to make a telephone call. — Dial, telefon araması yapmak anlamına gelir.
- hang on (v) — beklemek, ayrılma
Hang on means to keep hold, hold onto something. — Hang on, tutmaya devam etmek anlamına gelir.
- hang up (v) — telefonu kapatmak
Would you like to hold or should I ask you to hang up? — Beklemek ister misiniz yoksa kapatmanızı mı isteyeyim?
- hold (v) — hatta beklemek
Can you hold on a minute, please? — Bir dakika hatta bekler misiniz lütfen?
- pick up (v) — telefonu açmak
She didn't pick up the phone when I called. — Aradığımda telefonu açmadı.
- put someone through (v) — birine bağlamak
May I put you through to Andy? — Sizi Andy'ye bağlayabilir miyim?
- call (v) — aramak
Hi! Barry calling. Is Kevin in? — Merhaba! Ben Barry arıyorum. Kevin var mı?
- leave a message (v) — mesaj bırakmak
Can I leave a message, please? — Bir mesaj bırakabilir miyim lütfen?
- give a message (v) — mesaj iletmek
Would you like to give a message? — Bir mesaj iletmek ister misiniz?
- get back to (v) — geri dönmek (aramak)
I will get back to you in ten minutes. — On dakika içinde sana geri döneceğim.
- this is ... speaking (exp) — ben ... konuşuyorum
Hello, this is Maria speaking. — Merhaba, ben Maria konuşuyor.
- may i speak to (exp) — ... ile konuşabilir miyim
May I speak to Harry, please? — Harry ile konuşabilir miyim lütfen?
- hold on, please (exp) — lütfen bekleyin
Just a minute. Hold on, please. — Bir dakika. Lütfen bekleyin.
- i'll get him (exp) — onu bulup getireceğim
Hang on a minute. I'll get him. — Bir dakika bekle. Onu bulup getireceğim.
- is maria in (exp) — Maria var mı
Is Maria in? — Maria var mı?
- can i help you (exp) — yardımcı olabilir miyim
Hello, RC production. Can I help you? — Merhaba, RC prodüksiyon. Yardımcı olabilir miyim?
- could you repeat your message (exp) — mesajınızı tekrar eder misiniz
Could you repeat your message? I couldn't hear you. — Mesajınızı tekrar eder misiniz? Sizi duyamadım.
- the line is bad (exp) — hat kötü
The line is bad. — Hat kötü.
- i'm sorry to hear that (exp) — bunu duyduğuma üzüldüm
I'm sorry to hear that. Is there anything I can do for you? — Bunu duyduğuma üzüldüm. Senin için yapabileceğim bir şey var mı?
- get well soon (exp) — geçmiş olsun
We'll meet up later, then. Get well soon. — O zaman sonra buluşuruz. Geçmiş olsun.
- memo (n) — not, mesaj
Memo means a written proposal or reminder. — Memo, yazılı bir öneri ya da hatırlatma anlamına gelir.
- message (n) — mesaj
Would you like to leave a message? — Bir mesaj bırakmak ister misiniz?
- phone conversation (n) — telefon konuşması
Listen to the telephone conversations and fill in the charts. — Telefon konuşmalarını dinle ve çizelgeleri doldur.
- text message (n) — kısa mesaj
Listen to Sally read the text message aloud. — Sally'nin kısa mesajı sesli okuduğunu dinle.
- tell him (v) — ona söylemek
Please tell him to meet me at 6 o'clock tomorrow. — Lütfen ona yarın saat altıda benimle buluşmasını söyle.
- i have a message for jack (exp) — Jack için bir mesajım var
I have a message for Jack. — Jack için bir mesajım var.
- please tell him (exp) — lütfen ona söyle
Please tell him I'll try to come to his concert. — Lütfen ona konserine gelmeye çalışacağımı söyle.
- i'll take that (exp) — onu ben alırım
Oh! The phone is ringing. I will take that. — Ah! Telefon çalıyor. Onu ben alırım.
- answer me (v) — bana cevap ver
Please, answer me back. — Lütfen, bana geri cevap ver.
- write a message (v) — mesaj yazmak
Put the messages in the correct order. — Mesajları doğru sıraya koy.
- line (n) — hat
Line means a telephone connection. — Line, bir telefon hattı anlamına gelir.
- engaged (adj) — meşgul (hat)
Engaged means being used. — Engaged, kullanılıyor olmak anlamına gelir.
- connect (v) — bağlamak
Connect me to the manager, please. — Beni müdüre bağlayın lütfen.
- extension (n) — dahili hat
Please dial extension 205 for the office. — Ofis için lütfen 205 dahili hattını çevirin.
- dial a number (v) — numara çevirmek
Dial the number and wait for someone to answer. — Numarayı çevir ve birinin cevap vermesini bekle.
- phone call (n) — telefon araması
How often do you make phone calls? — Ne sıklıkla telefon araması yaparsın?
- keep in touch/contact (v) — irtibatta kalmak
How do you keep in touch with people? — İnsanlarla nasıl irtibatta kalırsın?
- polite (adj) — kibar, nazik
Polite means kind, not rude. — Polite, nazik, kaba olmayan anlamına gelir.
- available (adj) — müsait, uygun
Available means free and able to do something. — Available, bir şeyi yapmaya müsait ve muktedir olmak anlamına gelir.
- get in touch (v) — irtibata geçmek
I will get in touch with you soon. — Yakında seninle irtibata geçeceğim.
- is not available (adj) — müsait değil
I'm afraid he isn't available at the moment. — Korkarım şu anda müsait değil.
- at the moment (adv) — şu anda
He isn't available at the moment. — Şu anda müsait değil.
- is in (adj) — içeride, orada
Is Kevin in? — Kevin orada mı?
- can/may i speak with (exp) — ... ile görüşebilir miyim
Can I speak with Tony, please? — Tony ile görüşebilir miyim lütfen?
- do you have time (exp) — vaktin var mı
Do you have time to go for a coffee after work? — İşten sonra kahve içmeye vaktin var mı?
- is 18:30 okay for you (exp) — 18:30 senin için uygun mu
Is 18:30 okay for you? — 18:30 senin için uygun mu?
- that's great/fine (exp) — harika/tamam
Yes. That's great. — Evet. Harika.
- just a minute (exp) — bir dakika
Just a minute, please. — Bir dakika lütfen.
- a few seconds later (adv) — birkaç saniye sonra
A few seconds later. — Birkaç saniye sonra.
- you're welcome (exp) — rica ederim
Thank you. You're welcome. — Teşekkür ederim. Rica ederim.
- i'm afraid i can't (exp) — korkarım katılamam
I'm afraid I can't join you this week because I hurt my leg. — Korkarım bu hafta sana katılamam çünkü bacağımı incittim.
- i can't come (exp) — gelemem
I can't come and meet you at the bookshop. — Kitapçıda seninle buluşmaya gelemem.
- i broke my leg (exp) — bacağımı kırdım
I broke my leg yesterday. — Dün bacağımı kırdım.
- hurt my leg (v) — bacağını incitmek
I can't join you because I hurt my leg. — Sana katılamam çünkü bacağımı incittim.
- i'm not very well (exp) — pek iyi değilim
I'm not very well, Harry. — Pek iyi değilim, Harry.
- is there anything i can do for you (exp) — senin için yapabileceğim bir şey var mı
Is there anything I can do for you? — Senin için yapabileceğim bir şey var mı?
- make an excuse (v) — mazeret bildirmek
Mention your excuses in the conversation. — Konuşmada mazeretlerinden bahset.
- i must study maths (exp) — matematik çalışmam gerekiyor
I'm sorry, but I can't go out today. I must study maths. — Üzgünüm ama bugün dışarı çıkamam. Matematik çalışmam gerekiyor.
- i'll see you at school tomorrow (exp) — yarın okulda görüşürüz
Okay. I'll see you at school tomorrow then. — Tamam. O zaman yarın okulda görüşürüz.
- thanks in advance (exp) — şimdiden teşekkürler
Thanks in advance. You're a good friend. — Şimdiden teşekkürler. İyi bir arkadaşsın.
- guess (v) — tahmin etmek
Make a guess about their conversation. — Konuşmaları hakkında tahminde bulun.
- check (v) — kontrol etmek
Listen and check if it is correct or not. — Dinle ve doğru olup olmadığını kontrol et.
- build up a dialogue (v) — diyalog kurmak
Work in pairs and build up similar dialogues. — Eşli çalış ve benzer diyaloglar kur.
- role-play (v) — canlandırmak, rol yapmak
Role-play it with your friend. — Onu arkadaşınla canlandır.
- make arrangements (v) — düzenleme yapmak
I can't join you to make arrangements for Bob's birthday party. — Bob'un doğum günü partisi için düzenleme yapmana katılamam.
- meet up (v) — buluşmak
We'll meet up later, then. — O zaman sonra buluşuruz.
- ring (v) — çalmak (telefon)
Oh! The phone is ringing. — Ah! Telefon çalıyor.
- hear (v) — duymak
I couldn't hear you. The line is bad. — Seni duyamadım. Hat kötü.
- talk to (v) — -le konuşmak
Who do you usually talk to on the phone? — Telefonda genellikle kiminle konuşursun?
- text messages (v) — mesaj göndermek
Do you prefer making phone calls or texting messages? — Telefon aramak mı yoksa mesaj göndermek mi tercih edersin?
- busy (adj) — meşgul
I can't talk now, the line is busy. — Şimdi konuşamam, hat meşgul.
- correct (adj) — doğru
Listen and check if it is correct or not. — Dinle ve doğru olup olmadığını kontrol et.
- extra (adj) — fazladan, ekstra
One definition is extra. — Bir tanım fazladan.
- similar (adj) — benzer
Build up similar dialogues between you and your friend. — Sen ve arkadaşın arasında benzer diyaloglar kur.
- suggested (adj) — önerilen
Suggested topics: asking for an appointment, meeting for a drink. — Önerilen konular: randevu istemek, içki için buluşmak.
- kind (adj) — iyi kalpli
Polite means kind, not rude. — Polite, iyi kalpli, kaba olmayan anlamına gelir.
- rude (adj) — kaba
Polite means kind, not rude. — Polite, nazik, kaba olmayan anlamına gelir.
- free (adj) — boş, müsait
Available means free and able to do something. — Available, bir şeyi yapmaya müsait ve serbest olmak anlamına gelir.
- appointment (n) — randevu
Suggested topics: asking for an appointment. — Önerilen konular: randevu istemek.
- graduation party (n) — mezuniyet partisi
We will talk about the graduation party message. — Mezuniyet partisi mesajı hakkında konuşacağız.
- usually (adv) — genellikle
Who do you usually talk to on the phone? — Telefonda genellikle kiminle konuşursun?
- very often (adv) — çok sık
I guess I do it very often. — Sanırım çok sık yaparım.
- in ten minutes (adv) — on dakika içinde
I will get back to you in ten minutes. — On dakika içinde sana geri döneceğim.
- this week (adv) — bu hafta
I can't join you this week because I hurt my leg. — Bu hafta sana katılamam çünkü bacağımı incittim.
- yesterday (adv) — dün
I broke my leg yesterday. — Dün bacağımı kırdım.
- tomorrow (adv) — yarın
I'll see you at school tomorrow then. — O zaman yarın okulda görüşürüz.
- on Saturday (adv) — cumartesi günü
I'll be at the concert hall on Saturday. — Cumartesi günü konser salonunda olacağım.
- after work (adv) — işten sonra
Do you have time to go for a coffee after work? — İşten sonra kahve içmeye vaktin var mı?
- soon (adv) — yakında
I will get in touch with you soon. — Yakında seninle irtibata geçeceğim.
- the most (adv) — en çok
Who do you call the most? — En çok kimi ararsın?
- caller (n) — arayan kişi
Fill in the chart with the caller and receiver. — Çizelgeyi arayan ve alan kişiyle doldur.
- receiver (n) — alıcı, cevap veren kişi
Fill in the chart with the caller and receiver. — Çizelgeyi arayan ve alan kişiyle doldur.
- secretary (n) — sekreter
Build up similar dialogues between you and a secretary. — Sen ve bir sekreter arasında benzer diyaloglar kur.
- manager (n) — müdür, yönetici
Build up similar dialogues between you and a manager. — Sen ve bir müdür arasında benzer diyaloglar kur.
- bookshop (n) — kitapçı
I can't come and meet you at the bookshop. — Kitapçıda seninle buluşmaya gelemem.
- concert hall (n) — konser salonu
I'll be at the concert hall on Saturday. — Cumartesi günü konser salonunda olacağım.
- science book (n) — fen bilimleri kitabı
I need a science book. Will you please buy it for me? — Bir fen bilimleri kitabına ihtiyacım var. Lütfen benim için alır mısın?
- birthday party (n) — doğum günü partisi
I can't join you to make arrangements for Bob's birthday party. — Bob'un doğum günü partisi için düzenleme yapmana katılamam.
- production (n) — yapım, prodüksiyon
Hello, RC production. Can I help you? — Merhaba, RC prodüksiyon. Yardımcı olabilir miyim?
- chart (n) — çizelge
Listen to the telephone conversations and fill in the charts. — Telefon konuşmalarını dinle ve çizelgeleri doldur.