6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- brainstorm (v) — fikir üretmek, beyin fırtınası yapmak
Let's keep up the group rhythm and start brainstorming. — Grup ritmini koruyalım ve beyin fırtınası yapmaya başlayalım.
- brainstorming (n) — beyin fırtınası
Brainstorming and exploration sessions boost the creativity of the group. — Beyin fırtınası ve keşif oturumları grubun yaratıcılığını artırır.
- illustration (n) — görsel, resimleme
Bilgehan likes illustrations because he is good at drawing. — Bilgehan görselleri sever çünkü resim çizmede iyidir.
- outline (n) — taslak, ana hatlar
Nora is taking photos for the outline of the group work. — Nora grup çalışmasının taslağı için fotoğraflar çekiyor.
- preparation (n) — hazırlık
Good preparation makes group work much easier. — İyi hazırlık grup çalışmasını çok kolaylaştırır.
- pair work (n) — ikili çalışma
We do pair work every Monday in class. — Sınıfta her pazartesi ikili çalışma yapıyoruz.
- group work (n) — grup çalışması
I am very excited about this partnership because group work is challenging. — Bu iş birliği için çok heyecanlıyım çünkü grup çalışması zorlayıcı.
- role-play (n) — rol yapma
Warm-up, group work, and role play are fun learning methods. — Isınma, grup çalışması ve rol yapma eğlenceli öğrenme yöntemleridir.
- memorable (adj) — akılda kalıcı
Using visuals can make the topic more memorable. — Görseller kullanmak konuyu daha akılda kalıcı yapabilir.
- challenging (adj) — zorlayıcı
Group work is challenging but also enjoyable. — Grup çalışması zorlayıcı ama aynı zamanda keyifli.
- accomplish (v) — başarmak, tamamlamak
If we want to accomplish a mission, giving feedback is a necessity. — Bir görevi başarmak istiyorsak birbirimize geri bildirim vermek gereklidir.
- mission (n) — görev, misyon
For more points, go to the bonus mission. — Daha fazla puan için bonus göreve gidin.
- feedback (n) — geri bildirim
Group work allows learners to evaluate each other by giving feedback. — Grup çalışması, öğrencilerin birbirine geri bildirim vererek değerlendirme yapmasını sağlar.
- partnership (n) — iş birliği, ortaklık
We're establishing a great partnership this week. — Bu hafta harika bir iş birliği kuruyoruz.
- interaction (n) — etkileşim
Social interaction is one of the advantages of traditional learning activities. — Sosyal etkileşim, geleneksel öğrenme etkinliklerinin avantajlarından biridir.
- evaluation (n) — değerlendirme
We have an evaluation session tomorrow. — Yarın bir değerlendirme oturumumuz var.
- evaluate (v) — değerlendirmek
The rest of the class evaluates the groups. — Sınıfın geri kalanı grupları değerlendirir.
- creativity (n) — yaratıcılık
Brainstorming and exploration sessions boost the creativity of the group. — Beyin fırtınası ve keşif oturumları grubun yaratıcılığını artırır.
- exploration (n) — keşif, araştırma
Exploration sessions help students find new ideas. — Keşif oturumları öğrencilerin yeni fikirler bulmasına yardımcı olur.
- boost (v) — artırmak, güçlendirmek
Adapting teaching methods to student needs can boost total learning. — Öğretim yöntemlerini öğrenci ihtiyaçlarına göre uyarlamak toplam öğrenmeyi artırabilir.
- technological (adj) — teknolojik
Technological learning opportunities can be personalised. — Teknolojik öğrenme fırsatları kişiselleştirilebilir.
- personalise (v) — kişiselleştirmek
Technological learning opportunities can be personalised. — Teknolojik öğrenme fırsatları kişiselleştirilebilir.
- cutting edge (adj) — son teknoloji, en yeni
The popularity of cutting-edge handheld electronics is immersive. — Son teknoloji taşınabilir elektronik cihazların popülerliği sürükleyicidir.
- handheld (adj) — elde taşınan
The popularity of cutting-edge handheld electronics is immersive. — Son teknoloji taşınabilir elektronik cihazların popülerliği sürükleyicidir.
- electronics (n) — elektronik cihazlar
Handheld electronics are very popular with students nowadays. — Elde taşınan elektronik cihazlar günümüzde öğrenciler arasında çok popüler.
- immersive (adj) — sürükleyici, içine çeken
Cutting-edge handheld electronics are immersive, but we must secure our data. — Son teknoloji cihazlar sürükleyicidir ama verilerimizi güvende tutmalıyız.
- touchscreen (n) — dokunmatik ekran
Learners can select the suitable database on touchscreens just using their fingers. — Öğrenciler sadece parmaklarını kullanarak dokunmatik ekranlarda uygun veri tabanını seçebilir.
- virtual (adj) — sanal
Virtual classrooms let students join lessons from home. — Sanal sınıflar öğrencilerin derslere evden katılmasını sağlar.
- mouse pad (n) — fare altlığı
You can select either the webcam or the mouse pad in the picture. — Resimde ya web kamerasını ya da fare altlığını seçebilirsin.
- webcam (n) — web kamerası
You can select either the webcam or the phone camera. — Ya web kamerasını ya da telefon kamerasını seçebilirsin.
- database (n) — veri tabanı
Learners can quickly select the suitable database on touchscreens. — Öğrenciler dokunmatik ekranlarda uygun veri tabanını hızlıca seçebilir.
- folder (n) — dosya, klasör
Save your project in the new folder on the desktop. — Projeni masaüstündeki yeni klasöre kaydet.
- install (v) — yüklemek, kurmak
Billy installed the new application on his tablet. — Billy tabletine yeni uygulamayı yükledi.
- password (n) — şifre
You can select either the webcam or the phone camera with a password. — Şifre ile ya web kamerasını ya da telefon kamerasını seçebilirsin.
- navigate (v) — gezinmek, yön bulmak
They can navigate the app using voice commands. — Sesli komutlarla uygulamada gezinebilirler.
- secure (v) — güvenceye almak, korumak
We must also secure our data when we use technology. — Teknolojiyi kullanırken verilerimizi de korumalıyız.
- accessibility (n) — erişilebilirlik
New apps focus on accessibility for every student. — Yeni uygulamalar her öğrenci için erişilebilirliğe odaklanıyor.
- necessity (n) — gereklilik, zorunluluk
Giving feedback to each other is a necessity. — Birbirimize geri bildirim vermek bir zorunluluktur.
- select (v) — seçmek
You can select either the webcam or the mouse pad in the picture. — Resimde ya web kamerasını ya da fare altlığını seçebilirsin.
- popularity (n) — popülerlik
The popularity of technological tools is increasing nowadays. — Teknolojik araçların popülerliği günümüzde artıyor.
- tournament (n) — turnuva
When is the next chess tournament? — Bir sonraki satranç turnuvası ne zaman?
- opponent (n) — rakip
The winner of the challenge round takes two points from the opponent group. — Mücadele turunun kazananı rakip gruptan iki puan alır.
- referee (n) — hakem
The teacher is the referee during the class game. — Sınıf oyunu sırasında öğretmen hakemdir.
- shoot (v) — atış yapmak, fırlatmak
Read the word fluently and shoot before the timer ends. — Kelimeyi akıcı bir şekilde oku ve zamanlayıcı bitmeden fırlat.
- semi-finalist (n) — yarı finalist
Our team became a semi-finalist in the class tournament. — Takımımız sınıf turnuvasında yarı finalist oldu.
- victory (n) — zafer
We still have time to practise for the tournament and get a victory. — Turnuva için pratik yapmaya ve zafer kazanmaya hala vaktimiz var.
- slogan (n) — slogan
Each team wrote a short slogan for the competition. — Her takım yarışma için kısa bir slogan yazdı.
- spectator (n) — seyirci
Many spectators watched the class chess tournament. — Birçok seyirci sınıf satranç turnuvasını izledi.
- training (n) — antrenman, çalışma
We are training for the chess tournament during this week. — Bu hafta satranç turnuvası için çalışıyoruz.
- league (n) — lig
The other team is out of our league! — Diğer takım bizim ligimizde değil!
- satisfied (adj) — memnun
He is satisfied with the reward and willing to win again. — Ödülden memnun ve tekrar kazanmak istiyor.
- reward (n) — ödül
He is satisfied with the reward and willing to win. — Ödülden memnun ve kazanmak istiyor.
- optimist (n) — iyimser kişi
Neva is an optimist about the next tournament. — Neva bir sonraki turnuva konusunda iyimser bir kişi.
- courage (n) — cesaret
It takes courage to speak in front of the whole class. — Tüm sınıfın önünde konuşmak cesaret ister.
- confidence (n) — özgüven
Practice gives students more confidence during exams. — Pratik yapmak, öğrencilere sınavlarda daha fazla özgüven verir.
- principle (n) — ilke, prensip
There are six main principles of differentiated instruction. — Farklılaştırılmış öğretimin altı temel ilkesi vardır.
- flexibility (n) — esneklik
Flexibility means adapting teaching methods to student needs. — Esneklik, öğretim yöntemlerini öğrenci ihtiyaçlarına göre uyarlamak demektir.
- openness (n) — açıklık, kabul edicilik
Openness to change lets willing students modify their approach. — Değişime açıklık, istekli öğrencilerin yaklaşımlarını değiştirmesine izin verir.
- practicality (n) — pratiklik
Technological learning opportunities provide practicality. — Teknolojik öğrenme fırsatları pratiklik sağlar.
- approach (n) — yaklaşım
Using multiple approaches can be an effective way of learning. — Birden çok yaklaşım kullanmak etkili bir öğrenme yolu olabilir.
- flexible (adj) — esnek, değişebilir
Traditional activities are not as flexible as modern ones. — Geleneksel etkinlikler modern olanlar kadar esnek değil.
- complicated (adj) — karmaşık
Technological opportunities can be personalised, but they can be complicated as well. — Teknolojik fırsatlar kişiselleştirilebilir ama aynı zamanda karmaşık da olabilir.
- limited (adj) — sınırlı
Limited use of technology can be more efficient. — Teknolojinin sınırlı kullanımı daha verimli olabilir.
- efficient (adj) — verimli
In many cases, limited use of technology can be more efficient. — Birçok durumda teknolojinin sınırlı kullanımı daha verimli olabilir.
- efficiently (adv) — verimli bir şekilde
Our group is working efficiently in this project. — Grubumuz bu projede verimli bir şekilde çalışıyor.
- innovative (adj) — yenilikçi
Let's try some fun and innovative activities for our lesson. — Dersimiz için eğlenceli ve yenilikçi etkinlikler deneyelim.
- innovation (n) — yenilik
Innovation in the classroom keeps students motivated. — Sınıftaki yenilik öğrencileri motive tutar.
- interesting (adj) — ilginç
I'm interested in interesting technological improvements. — İlginç teknolojik gelişmelere ilgi duyuyorum.
- thoughtfully (adv) — düşünceli bir şekilde
Answer the question thoughtfully before you speak. — Konuşmadan önce soruyu düşünceli bir şekilde cevapla.
- well-argued (adj) — iyi savunulmuş
Her well-argued answer impressed the whole class. — Onun iyi savunulmuş cevabı tüm sınıfı etkiledi.
- establish (v) — kurmak, oluşturmak
We're establishing a great partnership this week. — Bu hafta harika bir iş birliği kuruyoruz.
- adapt (v) — uyarlamak
We can adapt these two methods in balance together. — Bu iki yöntemi birlikte dengeli bir şekilde uyarlayabiliriz.
- inform (v) — bilgilendirmek
Mr Johnson is informing the students about the principles. — Bay Johnson öğrencileri ilkeler hakkında bilgilendiriyor.
- clarify (v) — açıklığa kavuşturmak
Can you clarify the instructions for the next activity? — Bir sonraki etkinlik için yönergeleri açıklığa kavuşturabilir misin?
- monitor (v) — izlemek, gözlemlemek
Monitoring too much can cause a lack of concentration. — Çok fazla izlemek, dikkat eksikliğine neden olabilir.
- seek (v) — aramak, arayışında olmak
They seek a solution to the problem together. — Soruna birlikte bir çözüm ararlar.
- pursue (v) — peşinden gitmek, sürdürmek
She decided to pursue her interest in robotics. — Robotiğe olan ilgisini sürdürmeye karar verdi.
- modify (v) — değiştirmek, düzenlemek
Willing students can modify their instructional approach. — İstekli öğrenciler öğretim yaklaşımlarını değiştirebilir.
- cope (v) — başa çıkmak
Group work helps students cope with difficult topics. — Grup çalışması öğrencilerin zor konularla başa çıkmasına yardımcı olur.
- fulfil (v) — yerine getirmek
Our group worked hard to fulfil the mission. — Grubumuz görevi yerine getirmek için çok çalıştı.
- hesitate (v) — tereddüt etmek
Don't hesitate to ask for help during group work. — Grup çalışması sırasında yardım istemekte tereddüt etme.
- obstacle (n) — engel
Every group faces a small obstacle during the project. — Her grup proje sırasında küçük bir engelle karşılaşır.
- offensive (adj) — kırıcı, saldırgan
An offensive comment can hurt a teammate's feelings. — Kırıcı bir yorum takım arkadaşının duygularını incitebilir.
- oppose (v) — karşı çıkmak
Some students oppose using too much technology in class. — Bazı öğrenciler sınıfta çok fazla teknoloji kullanılmasına karşı çıkıyor.
- opposing (adj) — karşıt
The opposing team practised hard for the tournament. — Rakip takım turnuva için sıkı çalıştı.
- output (n) — çıktı, ürün
The group's final output was a short presentation. — Grubun son çıktısı kısa bir sunumdu.
- overcome (v) — üstesinden gelmek
We can overcome this obstacle by working together. — Bu engelin üstesinden birlikte çalışarak gelebiliriz.
- motivation (n) — motivasyon
Positive feedback increases student motivation. — Olumlu geri bildirim öğrenci motivasyonunu artırır.
- miserable (adj) — mutsuz, perişan
He felt miserable after losing the first round. — İlk turu kaybettikten sonra mutsuz hissetti.
- concept (n) — kavram
The teacher explained a new concept with an example. — Öğretmen bir örnekle yeni bir kavramı açıkladı.
- registration (n) — kayıt
Registration for the robotics club starts on Monday. — Robotik kulübü için kayıt pazartesi başlıyor.
- rehearsal (n) — prova
We have a rehearsal for the class play tomorrow. — Yarın sınıf oyunu için bir provamız var.
- replay (n) — tekrar oynatma
Watch the replay to check your answer. — Cevabını kontrol etmek için tekrarı izle.
- proposer (n) — öneri sahibi
The proposer of the idea explained it to the class. — Fikrin sahibi bunu sınıfa açıkladı.
- redesign (v) — yeniden tasarlamak
We decided to redesign our group poster. — Grup posterimizi yeniden tasarlamaya karar verdik.
- transform (v) — dönüştürmek
New technology can transform the way we learn. — Yeni teknoloji öğrenme şeklimizi dönüştürebilir.
- visual (adj) — görsel
Using visuals can make the topic more memorable. — Görseller kullanmak konuyu daha akılda kalıcı yapabilir.
- volume (n) — ses düzeyi
Please turn down the volume during the quiz. — Lütfen sınav sırasında ses düzeyini kısın.
- super (adj) — süper, harika
Our group's final project was super. — Grubumuzun final projesi süperdi.
- capability (n) — yetenek, kapasite
Learning preferences may vary, just like interests and capabilities. — Öğrenme tercihleri, ilgi alanları ve yetenekler gibi değişebilir.