6. Sınıf İngilizce (ÇYD) ders kitabından çıkarılan bu ünitedeki 100 kelime, örnek cümleleriyle birlikte.
- chop (v) — doğramak, ince kesmek
First, I peel and chop two onions. — İlk olarak iki soğanı soyup doğrarım.
- grill (v) — ızgara yapmak
Finally, I grill the kebabs. — Son olarak kebapları ızgara yaparım.
- roast (v) — kavurmak, fırınlamak
You can roast the vegetables with a little olive oil. — Sebzeleri biraz zeytinyağıyla kavurabilirsin.
- heat up (v) — ısıtmak
You need to heat up the stove before you cook. — Pişirmeden önce ocağı ısıtman gerekir.
- knead (v) — yoğurmak
I knead the mince well in a mixing bowl. — Kıymayı bir karıştırma kabında iyice yoğururum.
- peel (v) — soymak
First, you can peel the onions and courgettes. — İlk olarak soğanları ve kabakları soyabilirsin.
- boil (v) — kaynatmak, haşlamak
You must boil the pasta for ten minutes. — Makarnayı on dakika kaynatmalısın.
- steam (v) — buharda pişirmek
You should steam the vegetables for long hours. — Sebzeleri uzun saatler buharda pişirmelisin.
- cook (v) — pişirmek
However you cook it, the dish is nutritious. — Nasıl pişirirsen pişir, yemek besleyicidir.
- flavour (v) — lezzet katmak, tatlandırmak
Merve kneads the kebab to flavour it well. — Merve kebabı iyice tatlandırmak için yoğurur.
- broccoli (n) — brokoli
You can add some other veggies such as broccoli and chilli. — Brokoli ve acı biber gibi başka sebzeler de ekleyebilirsin.
- courgette (n) — kabak
First, you can peel the onions and courgettes. — İlk olarak soğanları ve kabakları soyabilirsin.
- cucumber (n) — salatalık
You shouldn't peel the cucumbers before you slice them. — Salatalıkları dilimlemeden önce soymamalısın.
- chilli (n) — acı biber
You can add some other veggies such as broccoli, chilli and courgette. — Brokoli, acı biber ve kabak gibi başka sebzeler de ekleyebilirsin.
- herb (n) — ot, baharat bitkisi
Turkish cuisine includes meat, fish, vegetables, herbs, grains and legumes. — Türk mutfağı et, balık, sebze, otlar, tahıl ve baklagiller içerir.
- sweet potato (n) — tatlı patates
Boiled sweet potato is a healthy afternoon snack. — Haşlanmış tatlı patates sağlıklı bir öğleden sonra atıştırmalığıdır.
- sweet pepper (n) — dolmalık biber
We add cucumbers, courgettes and sweet peppers to the salad. — Salataya salatalık, kabak ve dolmalık biber ekleriz.
- bunch (n) — demet
Akira needs a bunch of parsley for the food he prepared. — Akira hazırladığı yemek için bir demet maydanoza ihtiyaç duyar.
- goat cheese (n) — keçi peyniri
Mum pours some cream and goat cheese into the pasta. — Annem makarnaya biraz krema ve keçi peyniri döker.
- garlic (n) — sarımsak
We use onion and garlic in almost every dish. — Neredeyse her yemekte soğan ve sarımsak kullanırız.
- bitter (adj) — acı (tat)
You may know how bitter the coffee is at this café. — Bu kafedeki kahvenin ne kadar acı olduğunu biliyor olabilirsin.
- cheesy (adj) — peynirli
The pasta is cheesy, lean, tough or pure, depending on how you cook it. — Nasıl pişirdiğine bağlı olarak makarna peynirli, yağsız, sert ya da sade olabilir.
- juicy (adj) — sulu, sulu etli
People generally cook juicy meat in this cuisine. — Bu mutfakta genellikle sulu etli yemekler pişirilir.
- lean (adj) — yağsız (et)
First, I have to eat something lean before the coffee. — İlk olarak kahveden önce yağsız bir şeyler yemem gerekiyor.
- tough (adj) — sert, çiğnemesi zor
The dish can be cheesy, lean, tough or pure. — Yemek peynirli, yağsız, sert ya da sade olabilir.
- pure (adj) — saf, katkısız
The dish is low-fat, nutritious and a bit sour, and quite pure. — Yemek az yağlı, besleyici ve biraz ekşi, hem de oldukça saf.
- sour (adj) — ekşi
It is low-fat, nutritious and a bit sour. — Az yağlı, besleyici ve biraz ekşidir.
- nutritious (adj) — besleyici
It is low-fat, nutritious and a bit sour. — Az yağlı, besleyici ve biraz ekşidir.
- low-fat (adj) — az yağlı
It's interesting and low-fat. — İlginç ve az yağlı.
- dairy-free (adj) — süt ürünsüz
Having breakfast is one of the dairy-free alternatives for some people. — Kahvaltı yapmak bazı insanlar için süt ürünsüz alternatiflerden biridir.
- cuisine (n) — mutfak (yemek kültürü)
Jack has the possibility to travel abroad to taste different cuisines. — Jack'in farklı mutfakları tatmak için yurt dışına gitme imkânı var.
- Turkish cuisine (n) — Türk mutfağı
Turkish cuisine is a timeless and balanced cuisine. — Türk mutfağı zamansız ve dengeli bir mutfaktır.
- neighbourliness (n) — komşuluk
Sharing food and neighbourliness are also considerable in Turkish culture. — Yemek paylaşmak ve komşuluk da Türk kültüründe önemlidir.
- considerable (adj) — kayda değer, önemli
Preserving old recipes nowadays is a considerable responsibility for us. — Eski tarifleri korumak günümüzde bizim için önemli bir sorumluluktur.
- timeless (adj) — zamansız
Turkish cuisine is a timeless and balanced cuisine. — Türk mutfağı zamansız ve dengeli bir mutfaktır.
- legume (n) — baklagil
Turkish cuisine includes meat, fish, vegetables, herbs, grains and legumes. — Türk mutfağı et, balık, sebze, otlar, tahıl ve baklagiller içerir.
- grain (n) — tahıl
Turkish cuisine includes meat, fish, vegetables, herbs, grains and dairy products. — Türk mutfağı et, balık, sebze, otlar, tahıl ve süt ürünleri içerir.
- recipe (n) — tarif
Could you tell me a recipe for your favourite traditional dish? — Bana en sevdiğin geleneksel yemeğin tarifini anlatır mısın?
- dish (n) — yemek
However you cook it, the dish is nutritious. — Nasıl pişirirsen pişir, yemek besleyicidir.
- similarity (n) — benzerlik
What are the similarities between your local food and other cuisines? — Senin yerel yemeklerinle diğer mutfaklar arasındaki benzerlikler nelerdir?
- Kazakh cuisine (n) — Kazak mutfağı
Kazakh cuisine is one of the richest cuisines of Central Asia. — Kazak mutfağı Orta Asya'nın en zengin mutfaklarından biridir.
- German food culture (n) — Alman yemek kültürü
In German food culture, people generally cook juicy meat. — Alman yemek kültüründe insanlar genellikle sulu etli yemekler pişirir.
- food festival (n) — yemek festivali
We are watching a digital story about an Italy food festival. — İtalya yemek festivali hakkında bir dijital hikâye izliyoruz.
- traditional dish (n) — geleneksel yemek
Could you tell me a recipe for your favourite traditional dish? — Bana en sevdiğin geleneksel yemeğin tarifini anlatır mısın?
- balanced (adj) — dengeli
Turkish cuisine is a timeless and balanced cuisine. — Türk mutfağı zamansız ve dengeli bir mutfaktır.
- rich (adj) — zengin
Kazakh cuisine is one of the richest cuisines of Central Asia. — Kazak mutfağı Orta Asya'nın en zengin mutfaklarından biridir.
- worth (adj) — değerinde
Half a cup of tea is worth forty minutes of conversation in Kazakh culture. — Kazak kültüründe yarım fincan çay, kırk dakikalık sohbete değer.
- Central Asia (n) — Orta Asya
Kazakh cuisine is one of the richest cuisines of Central Asia. — Kazak mutfağı Orta Asya'nın en zengin mutfaklarından biridir.
- halva (n) — helva
Turkish cuisine offers flavours like sarma, kebab, keşkek, halva and baklava. — Türk mutfağı sarma, kebap, keşkek, helva ve baklava gibi lezzetler sunar.
- baklava (n) — baklava
Turkish cuisine offers flavours like sarma, kebab, keşkek, halva and baklava. — Türk mutfağı sarma, kebap, keşkek, helva ve baklava gibi lezzetler sunar.
- consumption (n) — tüketim
People today have a tendency to differentiate their food consumption. — İnsanlar günümüzde yemek tüketimlerini çeşitlendirme eğilimindedir.
- differentiate (v) — farklılaştırmak, ayırt etmek
People have a tendency to differentiate food nowadays. — İnsanlar günümüzde yemekleri farklılaştırma eğilimindedir.
- eating disorder (n) — yeme bozukluğu
Obesity and an eating disorder are also current problems. — Obezite ve yeme bozukluğu da günümüzün sorunlarındandır.
- obesity (n) — obezite
Obesity and an eating disorder are also current problems. — Obezite ve yeme bozukluğu da günümüzün sorunlarındandır.
- carbohydrate (n) — karbonhidrat
People consume carbohydrates, proteins and fats every day. — İnsanlar her gün karbonhidrat, protein ve yağ tüketir.
- dietary (adj) — diyetle ilgili, beslenmeyle ilgili
Some people follow strict dietary habits for their health. — Bazı insanlar sağlıkları için katı beslenme alışkanlıklarını takip eder.
- habit (n) — alışkanlık
Humans and living creatures have different habits for food. — İnsanlar ve canlıların yemek konusunda farklı alışkanlıkları vardır.
- gain (v) — kazanmak, artırmak (kilo)
People may gain weight if they eat too much fast food. — İnsanlar çok fazla fast food yerse kilo alabilir.
- acceptable (adj) — kabul edilebilir
Eat-in or self-service cafes are other acceptable alternatives. — Yerinde yeme ya da self servis kafeler diğer kabul edilebilir alternatiflerdir.
- nutrition (n) — beslenme
Good nutrition includes plenty of water and fresh vegetables. — İyi beslenme, bol su ve taze sebzeleri içerir.
- eat-in (adj) — yerinde yeme
Eat-in or self-service cafes are other acceptable alternatives. — Yerinde yeme ya da self servis kafeler diğer kabul edilebilir alternatiflerdir.
- takeaway (n) — paket servis, dışarı yemek
We can have takeaway instead of eating at the restaurant. — Restoranda yemek yerine paket servis alabiliriz.
- grocery (n) — bakkal, market
Betty has bought veggies from the grocery on the corner. — Betty köşedeki marketten sebze aldı.
- counter (n) — tezgâh
What are the people doing at each counter in the restaurant? — İnsanlar restorandaki her tezgâhta ne yapıyor?
- menu (n) — menü
We have sweet-sour chicken, baked beans and beefsteak on the menu. — Menümüzde tatlı-ekşi tavuk, fasulye ve biftek var.
- reserve (v) — rezervasyon yapmak
We have to reserve a bagel in advance at the café. — Kafede önceden bagel için rezervasyon yapmamız gerekiyor.
- chopsticks (n) — yemek çubukları
You can't choose to eat rice pudding with chopsticks easily. — Yemek çubuklarıyla sütlaç yemeyi kolayca seçemezsin.
- bagel (n) — bagel (simit türü)
He can enjoy a bagel every morning. — Her sabah bir bagelin tadını çıkarabilir.
- beefsteak (n) — biftek
We have baked beans and beefsteak on the menu today. — Bugün menümüzde fasulye ve biftek var.
- fried rice (n) — kızarmış pilav
We have sweet-sour chicken, baked beans, beefsteak and fried rice. — Tatlı-ekşi tavuk, fasulye, biftek ve kızarmış pilavımız var.
- litre (n) — litre
Drink at least two litres of water a day. — Günde en az iki litre su iç.
- gramme (n) — gram
Add two hundred grammes of flour to the mixture. — Karışıma iki yüz gram un ekle.
- teaspoon (n) — tatlı kaşığı, çay kaşığı
I add a teaspoon of salt and black pepper. — Bir tatlı kaşığı tuz ve karabiber eklerim.
- bowl (n) — kâse
I knead the mince well in a mixing bowl. — Kıymayı bir karıştırma kâsesinde iyice yoğururum.
- packet (n) — paket
Akira needs a packet of ramen for the food he prepared. — Akira hazırladığı yemek için bir paket erişteye ihtiyaç duyar.
- kit (n) — takım, set
This cooking kit has everything you need for the recipe. — Bu mutfak seti tarif için ihtiyacın olan her şeyi içerir.
- mince (n) — kıyma
I add a teaspoon of salt, black pepper and spices to a kilo of mince. — Bir kilo kıymaya bir tatlı kaşığı tuz, karabiber ve baharat eklerim.
- mixing bowl (n) — karıştırma kâsesi
I knead the mince well in a mixing bowl. — Kıymayı bir karıştırma kâsesinde iyice yoğururum.
- spice (n) — baharat
I add a teaspoon of salt, black pepper and spices to the mince. — Kıymaya bir tatlı kaşığı tuz, karabiber ve baharat eklerim.
- vinegar (n) — sirke
We add a spoonful of vinegar to the salad dressing. — Salata sosuna bir kaşık sirke ekleriz.
- baked beans (n) — fırınlanmış fasulye
We have baked beans and beefsteak on the menu. — Menümüzde fırınlanmış fasulye ve biftek var.
- rice pudding (n) — sütlaç
You can't easily choose to eat rice pudding with chopsticks. — Yemek çubuklarıyla sütlaç yemeyi kolayca seçemezsin.
- stew (n) — yahni, güveç
A key to a good stew is slow cooking it for hours. — İyi bir yahninin sırrı, saatlerce yavaş pişirmektir.
- salad (n) — salata
I'll whip up a quick salad for dinner. — Akşam yemeği için hızlıca bir salata hazırlayacağım.
- pasta (n) — makarna
Pasta is my go-to recipe when I'm in a hurry. — Acelem olduğunda makarna benim vazgeçilmez tarifimdir.
- kebab (n) — kebap
Finally, I grill the kebabs. — Son olarak kebapları ızgara yaparım.
- veggie (n) — sebze
You can add some other veggies such as broccoli and chilli. — Brokoli ve acı biber gibi başka sebzeler de ekleyebilirsin.
- cream (n) — krema
Mum pours some cream and goat cheese into the pasta. — Annem makarnaya biraz krema ve keçi peyniri döker.
- olive oil (n) — zeytinyağı
You must also add some good olive oil to boost the flavour. — Lezzeti artırmak için ayrıca iyi bir zeytinyağı da eklemelisin.
- keşkek (n) — keşkek
Turkish cuisine offers flavours like sarma, kebab, keşkek, halva and baklava. — Türk mutfağı sarma, kebap, keşkek, helva ve baklava gibi lezzetler sunar.
- possibility (n) — olasılık, imkân
Jack has the possibility to travel abroad to taste different cuisines. — Jack'in farklı mutfakları tatmak için yurt dışına gitme imkânı var.
- obligation (n) — yükümlülük, zorunluluk
You must peel cucumbers; it's a necessity-obligation. — Salatalıkları soymak zorundasın; bu bir zorunluluk.
- advice (n) — tavsiye
Could you give me some advice about cooking Turkish food? — Türk yemeği pişirme konusunda bana biraz tavsiye verebilir misin?
- recommendation (n) — öneri
The chef gave a recommendation for the best local dish. — Şef en iyi yerel yemek için bir öneride bulundu.
- responsibility (n) — sorumluluk
Preserving old recipes nowadays is a considerable responsibility for us. — Eski tarifleri korumak günümüzde bizim için önemli bir sorumluluktur.
- go-to recipe (n) — vazgeçilmez tarif
Pasta is my go-to recipe when I'm in a hurry. — Acelem olduğunda makarna benim vazgeçilmez tarifimdir.
- bread and butter (n) — asıl uğraş, geçim kapısı
Cooking is my mum's bread and butter. — Yemek pişirmek annemin asıl uğraşı.
- whip up (v) — hızlıca hazırlamak
I'll whip up a quick salad for dinner. — Akşam yemeği için hızlıca bir salata hazırlayacağım.
- tendency (n) — eğilim
People have a tendency to differentiate their food nowadays. — İnsanlar günümüzde yemeklerini farklılaştırma eğilimindedir.
- cell (n) — hücre
Our body cells need protein to grow and repair. — Vücut hücrelerimizin büyümek ve onarılmak için proteine ihtiyacı var.